22 Ağustos 2022 Pazartesi

BELGE-RÖPORTAJ | Kazım Çelik yoldaşın ablası Aslı Çelik'le röportaj (2003?)

SUNUŞ

"Önce halkın öğrencisi, sonra öğretmeni olmak", komünist önder Kazım Çelik yoldaşı en basit haliyle ifade edebilecek, işte bu meşhur sözdür.
Okuyucu, Kazım Çelik yoldaşın ablası Aslı Çelik'le yapılan röportajı, daha önceden yayınladığımız anı ile birlikte okumalıdır. Bu tarz bir kombine okuma, sanıyoruz ki faydalı olacaktır.
Aslı Çelik ile röportajı, hem aileden birisinin bir şehidi en yalın ve duru haliyle anlatımı, hem de içerdiği önemli bilgiler dolayısıyla yayınlıyoruz. Dileriz ilgi çekici bulunacaktır.
Gelebilecek bazı gereksiz itirazlara peşinen hatırlatıyoruz: 1) Röportaj bizim yeni yaptığımız bir şey değildir, aksine hareketin yayın organlarında çıkmıştır, 2) Bu yayın organlarının arşivi erişime açıktır, gizli saklı bir şey de yoktur, 3) TKP (M-L) (bugünkü TKP/M-L) düşmanlarının istismar edebileceği olgusu (tıpkı yakın geçmişte yaptırılan mezardan önceki mezar meselesindeki gibi), bilgiye sansür uygulamak gerektiği demek olamaz.
Yazıdaki yazım ve/veya dizgi hatalarına müdahale yapmadık, sadece eksik olan yerlerde bazı köşeli parantez içinde noktalamada ek yaptık, fotoğrafların da altına (orijinalinde olmayan) altyazıları ekledik.

***

Ölümsüz önderimiz Kazım Çelik yoldaşın çelikten yoğrulmuş mücadele dolu anısına saygıyla.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.08.23.

***

Kendisini davasına vermiş, hep onun peşinden gidiyordu!

20 Mayıs 1987 tarihinde dört yoldaşıyla birlikte bir ihbar sonucu devlet güçleriyle girdikleri çatışmada şehit düşen Proletarya Partisinin şehit düşen üçüncü Genel Sekreteri Kazım Çelik'in ablasıyla söyleşi yaptık.

[Aslı Çelik]

- Bize Kazım Çelik'i anlatır mısınız?
- Aslı Çelik: Kardeşim köyde doğdu, köyde okudu. Lise sona kadar benim yanımda okudu. Lise dönemlerinde İstanbul'a çalışmaya geldi. İstanbul’a gelmeden önce benim yanımda oturuyordu. Okula gider gelir, hiç ders çalışmazdı. Öğlen okuldan geldiğinde soba yakardık. Odun kırdırırdım ona. Odun kırarken kızlar "A.. bak Kazım gelip odun kırıyor" diyorlardı. Ben de "bak bu kızlar sınıfı geçecek sen kalacaksın" diyordum. "Göreceksin" diyordu. "Onlar kalacak ben geçeceğim" diyordu. "Sen kitabı eline almıyorsun ki nasıl geçeceksin" diyordum. Öbürleri kafalarını dersten kaldırmazken o sınıfını geçiyordu gerçekten de. Çok yardımseverdi.
Birgün [sic] böyle oturuyoruz. Kahvaltı yapıyoruz. Sanayağ [sic] vardı sofrada, tereyağımız yoktu. Sanayağ [sic] yerken oturur sallanırdı. Elinde ekmek sanayağ [sic] kağıdını sıyırırdı. Ben de ona bakaraktan güldüm. "Ne yapıyorsun kağıdı yiyeceksin" dedim. Yerim, yiyemezsin derken dedim "sen o kağıdı ye ben sana ikibuçuk [sic] lira vereceğim." "Bak yerim" dedi. Ben inanmadım. Gerçekten de o kağıdı ağzına koydu çiğnemeye başladı. Kağıdı yedi yuttu. Kararlı olduğunu o zamandan anladım. Onun davasına bağlı olduğu, devrimci olduğu o zamandan belliymiş.

Devrimci düşüncelerle nasıl tanıştı?
- İstanbul'a geldi çalıştı. Döndüğünde geldi "kendi paramı kendim kazandım" dedi. inşaatlarda çalışıyordu. Tabi [sic] ne yaptığını ne ettiğini birgün [sic] söylemedi bana. Ne işle uğraştığını hiç bilmiyorduk. Tamam duyarlıydık ama ne iş yaptığını hiç bilmezdim. [']80 sonrası biz köydeydik. Birgün [sic] polisler kapımıza geldi. "Ne oluyor" dedim. "Senin kardeşini arıyoruz" dediler. "Burda [sic] mı oturuyor" dediler. Ben biliyorum burdaydı [sic]. "Yok" dedim. "İstanbul'da oturuyor". "Ne yapmışlar" dedim. "Duvarlara yazı yazmışlar" dediler. O günden sonra göremedim, haber verdiler kaçtı. Bir gün yazı yazdıklarında gitmişler bir eve. Evlerin içinde küçük bir lavabo gibi bir şey vardır. Orda ellerini yıkamışlar. O boya suda akınca çıkmış dışarıya. Boyalı suyun aktığını farkeden [sic] polisler gidiyor orayı basıyorlar. Diyorlar ki "kim yaptı" bunu. "Kim yıkadı elini?" "Kazım Çelik yıkadı" diyorlar. Onlar da düşüyorlar Kazım Çelik'in peşine. Tabi [sic] bulamıyorlar. Ondan sonra kendisini [']81'miydi [sic], [']82'miydi [sic] neydi tam hatırlamıyorum İstanbul'da vatan caddesinde [sic] yürüyordum. Yürürken birden karşıma çıktı şok oldum. Biz de İstanbul'da oturuyorduk. Bize uğramıyordu. Sonra Beyoğlu'nda üç arkadaşıyla birlikte karşılaştım. Onları nasıl gördüm, arkalarından gittim, üçünü birden kucakladım. "Durun polis" dedim. Döndü bana güldüler. Yerini bile bilmiyordum. Keşke bilseydim üstünü başını alsaydım diye düşünüyordum.

- Kazım Çelik'in kişiliği nasıldı? İnsanlarla ilişkisi nasıldı? Bize anlatır mısınız?
[-] Çok konuşmazdı O. Birşey [sic] sorduğun zaman tek tek söyler, yavaş söylerdi. Ailede ben biraz bağırırdım. Sesli konuşurdum. Oysa çok rahat sakin konuşurdu hep.
Köylülerin tarlalarını biçerlermiş, otlarını kaldırırlarmış, onlara yardımcı olurlarmış. Köylerde yaşlısı genci onu görenler Kazım'a Piro diyorlarmış. "Keşke o ölmese de bizim çocuklarımız ölseydi, keşke o ölmeseydi de biz ölseydik" diyorlarmış. Malatyada [sic] köylüler anlatıyor. Çocuklar çok seviyormuş[,] Piro geldi diye gidip dizlerine oturuyormuş, tepesine çıkarlarmış. "Biz de Piro gibi olacağız" diyormuş.
O kadar paylaşımcı, o kadar yardımsevermiş ki... Mesela dayımların köyüne giderlermiş, köyde kendisine bir çift çorap verirlermiş, o çorabı orda alır öbür arkadaşına verirmiş. Bir gün İstanbul'da görüştük kendisiyle, para lazımmış. O zaman benden geldi tam 5 bin lira aldı. Daha sonra o 5 bin lirayı getirdi bana geri verdi. Ben çok üzüldüm o zaman. Çok tutumlu biriydi. Partinin parasını 5 kuruş fazladan vermez yürüyerek gidebileceği yere yayan yürürdü. Parti parasını gereksiz yere harcamazdı asla. Öylesine dürüst bir insandı. Kazım Çelik, davasına çok emek verdi. Kendisini davasına vermiş, hep onun peşinden gidiyordu.

- Kazım Çelik hiç hapishanede kaldı mı?
[- ']78'miydi [sic] tam hatırlamıyorum. Malatya’da cezaevinde bir arkadaşı varmış. Herhalde arkadaşını görmeye gidiyor. Orda [sic] yakalanıyor. Çok işkence görüyor[,] hiç birşey [sic] söylemiyor. Onun Kazım Çelik olduğunu anlayamıyorlar. Hiçbir şey kabul etmediği için de bırakmak zorunda kalıyorlar. Tam çıkarken haber geliyor. Sakın salmayın bu Kazım Çeliktir [sic] diye. Ama geç kalıyorlar. Tabi [sic] O[,] o kadar rahat davranıyor ki onları bile hayrette bırakıyor. "Nasıl olur da bu elini kolunu sallayarak gider" diye hayret ediyorlar. Bizim bundan gene haberimiz çok geç oldu. Bir gün haber geldi gittik köye. Kolu alçıdaydı. Gene de çok dirençliydi. Hep ayaktaydı.

["Parti Genel Sekreterimiz Kazım Çelik'i [Ölümünün?] 2. Yılında Anıyoruz!", Aslı Çelik'in çerçeveletip duvara astığı çizim]

- Şehit düştüğü haberi size nasıl ulaştı, neler yaptınız?
[-] Ben o zaman Beyoğlu'nda çalışıyordum. Ne olmuş bilmiyorum ama kulaktan kulağa "Kazım Çelik şehit olmuş" diye yayılmış. Bunu kızkardeşim [sic] duyuyor ama inanmıyor, bize de söylemiyor. Ben sonradan öğrendim. Hemen memleketi aradım. Önce onlar da bilmiyordu. Araştırdım 'doğruymuş' dediler. "Nerde" dedim. Elazığ'da olduğunu söylediler. Neredeyse üzerinden bir ay geçmiş. Biz apar topar Elazığ'a gittik. Ben şubeye gittim. Onlar da "yok" dediler "böyle birşey [sic] olamaz" dediler. Bir sürü resimler gösterdiler şehit olanların. Tanıyamadım ben. Kardeşimi tanıyamadım resimlerden. Parçalanmış insanlar. Bunlar şehit olduktan sonra bir de hepsine sırayla göğüslerinden kurşun sıkılmış. O arada da Palu'da olan olayları dia gibi birşeyden [sic] gösterdiler. Resimlerden gördüğüm kadarıyla tam net tanıyamadım. Benzettim yan duruş haliyle.
Memlekete gittik, biri diyordu "dün burdaydı [sic]". Öbürü diyor ki "öbür gün burdaydı [sic]" hep bizi öyle oyaladılar. Biz onun için inanamadık öyle birşey [sic] olduğuna. Sonradan tekrar şubeye gittik. En son karar verdik mezar açtırmaya. Gittik üç tane mezar var. Birinci mezarı açarken bir kan kokusu geldi. Ben hemen kenara çekildim. Babam da kimseyi bırakmadı açsın. "Ben açacağım" dedi. Beni bırakmadı, ben kenarda kaldım. Ben kenarda kaldığım için birinci mezarı göremedim. Mezarı kapattılar sonra. İkinci mezarda zaten hiçbir şey belli değildi. Üçüncü mezarı açtılar o değil sonradan öğrendim Ali Kayadoğanmış [sic]. Kardeşimin boyu uzundu. Mezarlar küçük ya ben hep uzun mezar aradım. Babam geri karakola gitmiş, karakol gene beni çağırdı. Beni teselli etmek için mi yoksa kendileri de inanmadıkları için mi bilmiyorum. Bir de Hıdır Aykır vardı arkadaşı. Birlikte şehit olmuş. Emniyet amiri "bu cenazeler karışmış” dedi. "Nasıl olur" dedim "Ne yapıyorsunuz siz" dedim "insanları öldürüyorsunuz birini oraya birini oraya mı atıyorsunuz" dedim. "Yok" dedi "bu askeriye gibi değil ki künyelerini falan alsınlar". Bana gösterdiğine göre Elazığ'da kalan benim kardeşim görünüyor Ovacık'a giden Hıdır Aykır görünüyor. Sonra ben onlara inanmadığım için Ovacık'a gittim. Hıdır Aykır'ın köyüne gittim amcasını gördüm. Adam dedi ki "bacım istersen mezarı açtırayım". Ben yıkadım ama kadınlar gördü, "bu Hıdır Aykır değil" dediler. Ama öbür taraftan gidip Hıdır Aykır'ı alan, onu tanıyan gençler ona da dediler ki "yok bu Kazım Çelik değil" dediler. "Hıdır Aykır" dediler.

Şimdi ben böyle bir şüphede kaldım. Elazığ'daki mi Kazım Çelik yoksa Ovacık'taki mi? Kafam karışıyor.

Kaynak: "Kendisini davasına vermiş, hep onun peşinden gidiyordu!". Yeni Demokrasi Yolunda İşçi-Köylü. 9-22 Mayıs 2003. Yıl: 1. Sayı: 2003-8 [8]. Sayfa: 24.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder