21 Mayıs 2022 Cumartesi

BELGE | Kazım Çelik - İbrahim Kaypakkaya anma gecesine mesaj (1985)

ÖN AÇIKLAMA


Kazım Çelik yoldaşının ölümünün 35., İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ölümünün 49. senesinde, hem İK'yi, hem de Kazım Çelik'i anmak için, kendisinin İK hakkındaki merkezi geceye Merkez Komitesi adına gönderdiği bir mesajı yayınlıyoruz.

Yazıyı, İşçi-Köylü Kurtuluşu (İKK)'nda çıktığı gibi transkribe ettik, düzeltmelere gitmedik (sadece eksik harfler ve noktalama işaretleri oldu mu, bunları köşeli parantez içinde ekledik). Bunun dışında bazı bilgi ve imla hatalarına sadece yanlarına "[sic]" ("sic erat scriptum", Latince "yazıda böyle") koyduk. Bunlar nelerdir?

— Mesela kısaltmalara gelen ekler bilindiği gibi uzun haline göre değil, kısaltmaya göre gelir. O yüzden TKP/ML kısaltmasına gelen ek, "T[ürkiye]K[omünist]P[artisi]/M[arksist]-L[eninist]'in" değil, "TKP/M-L'nin" olmalıdır. Bu iki kullanım metinde iç içe geçmiş halde kullanılmıştır, biz yanlış olanlarında sic ekledik.
— Yine mesela "Kuruşçev-Brejnev" diye geçen isimler, aslında Hruşçof ve Brejniyef diye okunur. Gerçi Brejnev, hatalı da olsa bizim dilimize de geçen halidir ama "Kuruşçev", İngilizce romanizasyonun ("Khrushcev") hatalı bir şekilde "Kruşçev" (Hruşçev bile değil) şeklinde okunmasıyla dile geçmiş haline göre bile yanlıştır. Buralara da sic koyduk.

Bunlar dışında metne ekleme yapmadan olduğu şekliyle koyuyoruz.

Komünist Önder Kazım Çelik yoldaş, İK yoldaşın gerçek bir öğrencisiydi. O, maalesef o dönem parti içinde bulunup çok kısa sürede parti yıkıcılığı yapacak olan kliğe boyun eğerek, hem kendi güzel canının yitmesine, hem de Partinin en ihtiyaç duyulan alanda ve anda başsız kalmasına sebebiyet veren bir hatalı sürecin kurbanı oldu. Onun canına mal oldukları gibi, Parti birliğini yıkıp, mahkum edilen çizgi mahkum edilmemişçesine Parti'ye karşı onun ismini kullananlar, şüphesiz ki bundan hiç zul duymamışlardır, duymazlar da. Şimdi onlar bir dönem sol askeri sapmayla yıkıcılık yaptıkları partiden, şimdi ellerinde kalan ne varsa tam zıttı bir sapmayla tasfiye ettiler. Kazım Çelik'in gerçek yoldaşları ise, tüm zorluklara rağmen, onun canını verdiği idealleri sürdürüyor. "Cereyana göğüs germek, Marksist-Leninist bir ilkedir." (MAO)

Önce halkın öğrencisi, sonra öğretmeni olmuş, komünist önder Kazım Çelik yoldaşı ve onun yüce önderi ve öğretmeni İbrahim Kaypakkaya yoldaşı saygıyla anıyoruz.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.05.22

***


Faşizmin işkence tezgahlarında ser verip sır vermeyen, Türkiye proletaryasının komünist önderi ve partimiz TKP/ML'nin kururusu İbrahim KAYPAKKAYA Yoldaşı Ölümünün 12. Yıldönümünde Komünist Bir Coşku ile Anıyoruz!


Dünyanın tüm ezilenleri!

Türkiye'nin çeşitli milliyetlerden halkı!

İlericiler, devrimciler, yoldaşlar!

18 Mayıs 1985, Türkiye Proletaryası'nın komünist önderlerinden ve partimiz TKP/ML'nin kurucusu İbrahim Kaypakkaya yoldaşın, faşizmin işkence tezgahlarında katledilişinin 12. yıldönümüdür. İbrahim Kaypakkaya yoldaş, yaşamını ve tüm enerjisini proletarya ve ezilen halkların kurtuluşuna, demokratik halk devrimi, sosyalizm ve yüce komünizm mücadelesine adamış[,] bu uğurda her türlü fedakarlığı göstermiş, can bedeli bir mücadeleye atılmış, bu erdemler uğruna verdiği şerefli mücadele sonucunda, 29 Ocak 1973'te Komprador Patron-Ağa Devleti'nin kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen bir operasyonla Dersim'de düşmana esir düşmüştür. Komprador Patron-Ağa Devleti, yoldaşımızı yakaladığı 24 Ocak [sic] 1973'ten, 18 Mayıs 1973'e kadar işkence ve her türlü baskı metodlarını kullanarak yoldaşımızı ihanete zorlamış, bunda başarılı olamayınca çareyi yoldaşımızı öldürmekte görmüş. 18 Mayıs 1973'te bizzat kompradorların, toprak ağalarının ve efendileri emperyalistlerin emriyle katledilmiştir. İbrahim Kaypakkaya yoldaş[,] komünizm ve halkın davasına olan bağlılığını, faşist diktatörlüğün işkencehanelerinde de amansızca sürdürmüş, komünizm davasına yüksek bir bağlılık örneği göstererek, ser verip sır vermemiş, komprador patron ağaları en güçlü olduğu yerde, dize getirmiş ve onları can evinden vurmuştur. Ölümü partimiz ve ezilenler açısından yeri kolay kolay doldurulamayacak bir boşluk yaratmış, emperyalistleri ve uşaklarını ise sevindirmiştir. Ancak hakim sınıflar bu başarılarına ve önder yoldaşımızı aramızdan bedenen ayırmasına rağmen, onun ölümsüz düşüncelerini ve kanıyla yarattığı TKP/ML'i [sic] yok edememiş, yok edemediği gibi, Türkiye'nin çeşitli milliyetlerden emekçi halkının gönlünde taht kurmasını ve ölümsüzleşmesini engelleyememiş, ektiği tohumları yok edememiş, yok edemediği gibi Türkiye'nin çeşitli milliyetlerden emekçi halkının ve dünya halklarının gönlünde taht kurmasını ve ölümsüzleşmesini engelleyememiş, ektiği tohumlar serpilip gelişmiş ve artık bugün toprağın derinliklerine, sökülemeyecek kadar derine kök salmıştır. Partimiz TKP/ML[,] düşman sınıflarının baş belalarından biri olmuştur. Artık onun düşüncelerini ve bu düşünceleri savunan Türkiye işçi sınıfının öncü örgütü TKP/ML'i [sic], ne oportünist ve revizyonist mihraklar, ne de hakim sınıflar ve emperyalistler yok edemeyecektir. Çünkü partimiz Marksizm-Leninizm gibi yenilmeyecek bir silaha sahiptir ve onun temelinde bu düşünceler vardır.

İbrahim Kaypakkaya yoldaş, 1965'lerden sonra devrimci mücadeleye, çeşitli aşamalardan geçerek, en son TİİKP saflarında devrimci mücadele yürütmüş, PDA revizyonistlerinin anti-Marksist hattına karşı verdiği mücadele içinde, Marksist-Leninist çizgiyi şekillendirmiş, TİİKP içinde mücadele olanağının kalmaması ile birlikte Nisan 1972'de TİİKP içinde M-L muhalefetle birlikte ayrılarak, Türkiye işçi sınıfının öncü örgütü TKP/ML'i [sic] kurmuştur. 

TKP/ML'in [sic] kuruluşu, Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkımızın kurtuluşu yolunda tayin edici bir adım olmuştur. Mustafa Suphi yoldaş önderliğindeki TKP'den 50 yıl sonra proletaryanın kızıl bayrağı Türkiye toprakları üzerine yeniden dikilmiştir. Partimiz[,] Türkiye'de kendiliğinden gelişen sınıf mücadelesinin doruk noktasına ulaştığı, dünyada ise Büyük Proleter Kültür Devrimi'nin muazzam etkileri sonucunda M-L bir hattı savunarak kurulmuştur. İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğindeki TKP/ML'nin kurulması, başta hakim sınıflar olmak üzere, oportünizme, revizyonizme ve gericiliğe karşı ağır bir darbe olmuş, düşmanın uykusunu kaçırmıştır.

İbrahim Kaypakkaya yoldaş ortaya koyduğu düşüncelerle Marksizm-Leninizmi Türkiye özgülüne indirgemiş, Türkiye devriminin temel sorunlarına çözüm getirmiş, bunları oportünizme, revizyonizme ve her türden sapmalara karşı amansızca savunmuştur. Bu düşünceler doğrultusunda proletarya partisini, ideolojik, siyasi, örgütsel, askeri alanda inşaya çalışmış ve bu doğrultuda amansız bir mücadele yürütmüş, bu alanda önemli mesafeler kat etmiştir. Uluslararası planda başta Kuruşcev-Brejnev [sic] modern revizyonizmine karşı aktif tavır alarak, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşların yürüdüğü yolda yer almış, komünist bir önderdir. O'nun ve diğer önder yoldaşların, ideolojik, siyasi, örgütsel hattı temelinde yükselen partimiz TKP/ML bu sağlam çizgisini birçok başarısızlıklarına, hatalarına ve eksikliklerine rağmen, bugüne kadar sürdüren, Türkiye işçi sınıfının öncü örgütü olma özelliğini korumasının yanı sıra, dünyada yoğun alt-üst oluşlara ve M-L['ye] ihanetlere ve en çetin ve zor koşullara rağmen bu özelliğini koruyan günümüz açısından dünyanın sayılı partilerinden biridir. Partimizin bu özelliğini korumasının İbrahim Kaypakkaya yoldaşın attığı temellerin, ideolojik, siyasi hattın sağlam olmasının tayin edici bir rolü vardır. 

Emekçiler, Yoldaşlar;

Bugün gerek ülkemizde, gerekse dünyada önemli alt-üst oluşlar olmaktadır. Emperyalistler olan hızıyla bir paylaşım savaşına hazırlanırken, dünya halklarının mücadel[e]si de giderek gelişmektedir. Öte yandan ülkemiz hakim sınıfları, bütün gücüyle halka saldırmakta ve devrimci mücadeleyi yok etmeye çalışmaktadır. Uluslararası planda Marksizme-Leninizme [sic] karşı her renkten akım ve düşünceler amansızca saldırırken, ülkemiz devrimci hareketi de ağır bir yenilgi almış, yenilgi sonucunda kendine M-L diyen birçok akım ve teşkilat M-L'i [sic] kendisine kılıf ederek, M-L'e [sic] saldırmakta, teslimiyet ve sağcılık kol gezmektedir. Bu açıdan İbrahim Kaypakkaya yoldaşı ve onun düşüncelerinin ve çizgisinin günümüz açısından daha da anlamı ve önemi vardır. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, en başta Marksizm'i-Leninizm'i [sic] her türden sapmalara karşı savunmak[,] geliştirmek, onun kurduğu hatta bağlı kalmak ve bu hattın savunucusu TKP/ML'ye sahip çıkmak, korumak ve yaşatmak, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşın kızıl yolundan yürümek demektir. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, emperyalizme, sosyal-emperyalizme ve her türen gericilige karşı çıkmak, dünya işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadelesini desteklemek, emperyalist savaş hazırlıklarına karşı amansızca mücadele vermek, Uluslararası Komünist Hareket'in doğru temeller üzerindeki birliğini savunmak, Peru Halk Savaşı'nı her yönüyle desteklemek demektir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, ezilen uluslar üzerindeki milli baskılara karşı amansızca mücadele etmek, ulusal kurtuluş hareketlerini desteklemek, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunmak, Kürt ulusu ve azınlık milliyetler üzerindeki milli zulme karşı çıkmak demektir.

Onu anmak, çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının ve halkının Demokratik Halk Devrimi, sosyalizm ve komünizm mücadelesini sürdürmek, önderlik yapmak, halk sınıf ve tabakaları üzerinde her türlü baskıya, sömürüye, zulme, işkenceye karşı çıkmak, Komprador Patron-Ağa Devleti'ni ve efendilerinin saltanatlarını yıkmak demektir. Kısacası, hayatın her alanındaki sınıf mücadelesine katılmak ve önderlik yapmak demektir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, kırlardan şehirlere doğru gelişecek silahlı halk savaşı yoluna bağlı kalmak, kan can pahasına sürdürülen gerilla mücadelesini ve örgütlen[m]esini desteklemek, yönetmek, Ali Haydar YILDIZLARIN [sic], Orhan BAKIRLARIN [sic], Veysel UYARLARIN [sic], Ali KARADAĞLARIN [sic], Haydar ASLANLARIN [sic], yolunda yürümek[,] silah elde düşmana meydan okumak, boyun eğmemek demektir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, faşizmin işkencehanelerinde düşmanı dize getirmek, kızıl direnme ruhunu yaşatmak, ser verip sır vermemek, cezaevleri ve mahkemelerde devrimci direnişleri yaşatmak, devrimci onuru korumak, sınıf mücadelesinin en çetin alanlarında halkın mücadelesine bağlı kalmak, Mehmet ZEKİLERİN [sic], Selahattin DOĞANLARIN [sic], Süleyman CİHANLARIN [sic], Hasan Hakkı ERDOĞANLARIN [sic] yürüdüğü yoldan yürümek demektir. 

Önderimizi anmak, sınıf mücadelesinin en çetin koşullarında, karşı-devrimin en azgın saldırılarının olduğu bir dönemde, kitlelere ve kendi gücümüze güvenmek, teslimiyet ve korkaklığa karşı çıkmak, başarısızlıkların altında ezilmemek, yenilgiden gerekli dersleri çıkarmak, gericiliğe ve karşı-devrime sırt dayamayı reddetmek, halkın bitmez tükenmez enerjisine güvenmek demektir. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, onun Marksist-Leninist temeller üzerinde inşa ettiği ve kan can pahasına mücadelesini sürdürdüğü partimizi[,] TKP/ML'i [sic] ve birliğini göz bebeğimiz gibi korumak, onun ismine sahtekarca sahip çıkan Devrimci Halkın Birliği, "Bolşevik" Partizan gibi teslimiyetçi, revizyonist, sağ oportünist akımlara karşı mücadele etmek, Partimizin M-L hattını her türden saldırılara karşı savunmak demektir.

Önder Yoldaş!

Kan can pahasına ve amansız bir mücadele ile yarattığın partimiz TKP/ML, bugünde [sic] sınıf mücadelesi arenasında en çetin koşullarda bütün hata ve eksikliklerine rağmen doğru çizgisini korumaya devam ediyor. Türkiye topraklarında dalgalandırdığın kızıl bayrak, şimdi dünyanın birçok kıtasında, Türkiye'nin şehirlerinde, dağlarında, faşizmin işkencehanelerinde, cezaevlerinde daha da yükseklerde dalgalanıyor. Hiç bir güçte [sic] bu eserini yok edemeyecek[,] TKP/ML mutlaka ama mutlaka zafere ulaşacaktır. Aramızdan bedenen ayrılışının 12. yıldönümünde bir kez daha haykırıyoruz: Partimiz, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşların ışıklı yolunda, senin çizdiğin kızıl yolda yürüyecektir. Bizi zafere götürecek olan tek yol budur. Bundan başka bir yol tanımıyoruz. Ölümünün 12. yıldönümünde komünist özelliğinin ve önderliğinin önünde bir kez daha seni komünist bir çoskuyla anıyoruz.

— İbrahim Kaypakkaya Yoldaş Ölümsüzdür!
— Yaşasın Marksizm-Leninizm!
— Yaşasın Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung Yoldaşların Şanlı Kızıl Yolu!
— Kahrolsun Emperyalizm, Sosyal-Emperyalizm ve Her Türden Gericilik!
— Kahrolsun Komprador Patron-Ağa Devleti!
— Yaşasın Halk Savaşı!
— Yaşasın Partimiz TKP/ML ve Önderliğindeki TİKKO!
— Yaşasın Proleter Enternasyonalizmi!

Türkiye Komünist Partisi
Marksist-Leninist
Merkez Komitesi
Mayıs 1985

Kaynak: "Genel Sekreterimiz Komünist Önder Kâzım Çelik Yoldaş Şehit Düştü! — PARTİMİZ SİLAHLI MÜCADELEYİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEKTİR!". İşçi-Köylü Kurtuluşu. Haziran-Temmuz 1987. Sayı: 80. Sayfalar: 7-8. 

19 Mayıs 2022 Perşembe

ANI | Bir yoldaşı - Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik (2006?)

Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik



"20 Mayıs 1987’de Elazığ Palu’da TKP/ML TİKKO gerillaları ile devlet güçleri ile çıkan çatışmada ölümsüzleşen TKP/ML'nin 3. Genel Sekreteri Kazım Çelik'in, zor dönemlerin yiğit komünist önderinin anısına..."

Yaşamını devrime adayan bir dava adamının yaşamını bütün yönleriyle bir yazıda vurgulamak zor olduğundan ancak belli kesitini, belli yönleriyle vurgulayabilirim.

Kazım yoldaş, gençlik yıllarında parti ile tanıştı ve mücadeleye atıldı. Okulda, Çukurova, Ege, İstanbul ve daha sonra Dersim ve çevre iller gibi birçok yerlerde Parti faaliyeti yürüttü. Girdiği her çevrede kısa sürede hem bir gelişme ve canlanma oluyor, hem de buna paralel kendisi de hızla gelişme gösteriyordu. Ağırbaşlılığı ve olgunluğu ile kitleler ve yoldaşları üzerinde derin bir etki bırakıyordu.

Aynı zamanda oldukça alçak gönüllüydü. Yoldaşları ve kitleler içinde bilgiçlik havasına kapılmazdı. Kitlelerden öğrenmeyi küçümsemezdi, tersine öğrenci olmasını biliyordu. Bilmediği veya vakıf olamadığı şeyleri kitlelere sorar, dinler ve sabırla öğrenirdi. Öğrenci olunmadan, öğretmen olunamayacağını yaşamında gösterir ve yetiştirdiği insanlara örnek olmakla kavratırdı.

Çalışkanlık ve fedakarlık onun bir başka belirgin özelliğiydi. Bu her devrimci ve komünistin vazgeçilmez özelliğidir. Daha önemlisi sınıf bilinçli proletarya davası, Parti, sınıf mücadelesi ve kitlelerin çıkarları karşısında samimiyetin ölçütüdür bu yönler. Yorulmak bilmeyen bir çalışkanlık göstermesi hem kitlelerin sevgisini, güvenini ve desteğini kazanıyor, hem de yoldaşlarının güvenini kazanıyordu. Bu yönüyle de Parti'yi ve yeni kuşakları eğitiyor, örnek oluyordu.

Koşullara teslim olmak yoktu onda. Zorluklar ve olanaksızlıklar karşısında yakınma-sızlanma yoktu. Hiçbir şeyi istediğimiz gibi, hazır bulamayız. Devrimcilik-komünistlik hazır üzerinde hareket etmek, başkalarından beklemek, emek sömürüsü yapmak değil, "yokluk", olanaksızlık içinde yaratmak, değiştirmek, kazanmak ve yükseltmektir.

Disiplin onun bir başka öne çıkan özelliğiydi. Yoldaş sınıfın, partinin, faaliyetlerin ve bir militanın gücü ve başarısının proleter disiplinde yattığının bilincindeydi. Bu disiplin kör, yani bilinçsiz, sadece kuralların ve zorun hissettirildiği oranda süren bir "disiplin" değil, proleter ideolojik birlik üzerinde süren, gönüllü ve bilinçli bir disiplindir. Çelik disiplindir. Kendisine verilen görevleri ne olursa olsun sıkı disiplin içinde zamanında yerine getirmeye çalışma ruhu içinde hareket ediyordu.

Yeraltı çalışmasının zorunluluğunun bilinciyle illegaliteye titizlikle önem verme, elinden geldiği kadar yeraltı faaliyetini sağlamlaştırma, prensipli çalışma vb. onun başka örnek özellikleriydi.

Kolay ya da zor hiçbir görevden kaçmaması onun bir başka öne çıkan özelliğiydi. Görev, alan vb. seçmeyi sevmezdi. Böyle bir seçmeciliğin ideolojik bir zayıflık olduğunu ve onun dışa vurumunun olduğu bilinciyle hareket ederdi. Her kadro ve militan yetenek ve daha verimli olabileceği bir göreve özenebilir. Ancak buna rağmen parti ve mücadelenin ihtiyacı nerede ise oraya verilmesi her türlü işe hazır olması gerektiğinin bilincini taşıması gerekir. Kazım yoldaş böyle bu düşünceyle şekillenmiş olarak parti ve mücadelenin hiçbir görevinden uzak durmadı. Faaliyet süresince birkaç defa polisin eline geçti, her seferinde sınıf bilinci ve kiniyle direndi. Komünist bir kararlılıkla davaya sadık kaldı.

Kazım yoldaş en son Proletarya Partisi'nin 2. Konferansı döneminde, alt konferanstan sonra esir düştü. Sahte kimliği üzerine diretti ve düşman bir şey çıkaramadı, bırakmak zorunda kaldı.

O sürede biten Merkezi Konferans'ta 2. MK'ya seçildi. 1981 yazında peş peşe alınan ağır kayıplardan sonra Kazım yoldaşın sorumlulukları daha da ağırlaşıyordu. Kayıplardan sonra SB'de yer aldı. Ve 82 baharında MK'yı güçlendirmeden sonra oluşturulan askeri komisyon sekreterliğine getirildi. 83’teki kayıplardan sonra Parti Genel Sekreterliğini üstlenmek durumunda kaldı. '87 20 Mayıs'ında şehit olana kadar da bu görevini sürdürdü.

Kazım yoldaş Askeri Faşist Cunta dönemi ve onun terörünün bütün hızıyla sürdüğü çok zor bir süreçte Partinin en ağır bir görevini üstleniyordu. Ama o bundan hiçbir zaman en ufak bir şekilde yakınmadı.

12 Eylül açık faşist diktatörlüğünün bütün kitleler üzerinde azgın terör estirdiği, tabii en başta devrimci ve komünist harekete karşı çok yönlü saldırılar yönelttiği, devrimci saflarda özellikle küçük burjuva kökenlerden gelen ideolojik olarak zayıf, kararsız, sallantılı, çürümüş vb. öğelerin safları hızla terk ettiği veya düşmanın eline düşmesiyle Partiye kitlelere ağır zararlar verdiği, böylece partinin kan kaybettiği, hareket alanının daraldığı güvensizliklerin geliştiği kitle hareketlerinden düşüş olup, devrimci hareketin ve durumun gerilediği, bütün devrimci hareketlerin tasfiyecilik sürecine girdiği, saflarımızda da geliştiği (buna dünyada devrimci durumun gerileme süreci de eklenirse) Partinin ağır sarsıntılar yaşadığı bir koşulda bu görevi üstlendi.

Bu koşullarda kırsal alanı ve gerilla faaliyetini terk etmedi. Kaptanların, hele hele en zor süreçte geminin dümeninin başında olması ve sıkı sıkıya sarılması gerektiğinin bilincindeydi, Parti önderliğinin kadrolarını özellikle o zor koşullarda kırsal alanlarda örgütün başında ve silahlı mücadele içinde korunabileceği onun içinden geliştirilebileceğinde ısrar ediyordu.

Ağır koşullarda kayıpların, yenilgilerin alındığı dönemlerdi. O bu koşullarda sağlamlığını, tutarlılığını ve kararlılığını gösterdi. Partiye önderlik etmeye, yaralarını sarmaya çalışıyordu.

Her kadro da öne çıkan bazı yönler olur, yukarıda belirtilen yönleri, dava ve parti insanı olması, ola¤anüstü samimi olması, yaşamını her yönüyle adamasının yanı sıra, örgütçü yeteneği, pratik yeteneği ön planda olan bir yoldaştı. Bu yetenek kavrayış ve uzun yıllar siyasal mücadele içinde yer almasının getirdiği siyasal deneyimin ürünüydü ve önder kadroda mutlaka aranması gerekeni çekip çevirme yeteneğinden geliyordu. Siyasal uyanıklık ve inisiyatif eksikliğini önemli ölçüde aşmıştı yoldaş.

O dönemin devrimci durumundaki gerileme esasta sürmesine karşın, devrimci hareketin gerilemesine, ağır kayıplar almasına ve düşmanın sistemli askeri operasyonlarına ve sık sık alınan fiziki kayıplara rağmen sınıf mücadelesinde en ufak tereddüt göstermedi. Bu amaçla bulunduğu gerilla birliğinden başka bir alandaki faaliyet ve gerilla birliğini denetlemeye gittiği bir sırada düşmanın satın aldığı ihbarcılarca görülüp sahiplerine bilgi verilmesi sonucu bulunduğu gerilla birliği kuşatılmış, uzun bir çatışma sonucu 20 Mayıs 1987’de Palu'da şehit düşmüştür...

Bizlere bıraktığı kavga bayrağını ondan örnek almamız gereken yönleri ile kavgamızda yaşatacağız, şehit yoldaşımıza layık olacağız ve olmalıyız. Bu bir tarihi görevdir, boyun borcudur...

Bir yoldaşı


Kaynak: "Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik". Özgür Gelecek Yolunda İşçi-Köylü. 19 Mayıs - 1 Haziran 2006. Yıl: 2. Sayı: 48. Sayfa: 27.
İlk yayınımız: Burada.

2 Mayıs 2022 Pazartesi

BELGE | TKP (M-L)'nin Hüseyin Güngör'ün infazı hakkındaki bildirisi (1977?)

ÖN AÇIKLAMA

Aşağıdaki bildiri, dönemin gerici bir gazetesi olan Tercüman'ın Ahmet Kabaklı'ya ait bir köşesinde çıkmıştır. Ahmet Kabaklı, bilindiği üzere, İbrahim Kaypakkaya yoldaşın öğrenciliğini yakan okul yönetim kurulu toplantısının bir üyesiydi.[1] Azılı bir gerici olan Ahmet Kabaklı, esasen bu bildiriyi modern-revizyonist TKP'ye saldırmak için algı yaratmak için ufak bir kısmını metin olarak, görselini de tıpkıbasım yaparak kullanmıştır.[2] Bunun üzerine o dönem koyu bir TKP'ci çizgiye evrilen İsmail Cem'in Politika gazetesinde bu yazıya cevaben de bir yazı çıkmıştır.[3] Politika'nın eleştiri-cevabında da bildirdiği gibi o dönem faşistler sahte bildiri-kimlik-evrak işleriyle çok uğraşmış, hatta bunların bir kısmı yakalanan faşistlerin üzerinde ele geçmiştir. Bu bildirinin de "halk mahkemesi" gibi faşistlerin çok çarpıttığı terimler kullanması dolayısıyla biz de bir nebzeye kadar şüphe sahibiyiz, yine de, olayın anlatımındaki detaylar vb. göz önüne alınırsa, sadece yaptıkları eylemin gururu dolayısıyla abartılı bir formatta bildiri kaleme alındığını söyleyebiliriz. Yine de daha iyisini dönemi yaşayanlar daha iyi bileceklerdir, dileriz bu konuda tartışma da olur.

Hüseyin Güngör bilindiği gibi İK yoldaş ve grubunun imhasında jandarmaya yol gösteren kişidir. Her ne kadar Muzaffer Oruçoğlu'nun belirttiği üzere sonradan kendisi grubun kalanına kaçmaları için yol gösterse de, bunu gerçekten Oruçoğlu'nun söylediği gibi jandarmaya zorla rehberlik ettiğinden mi,[4] yoksa suçluluk psikolojisiyle mi yaptığını bilemiyoruz. Her halükarda Hüseyin Güngör, istese de istemese de suçun faillerindir, tıpkı Nurhak katliamında idam edilen ihbarcı muhtar Mustafa Mordeniz'e bilgiyi veren diğer muhtar gibi. Bu yüzden biz, suçun büyüklüğü de göz önüne alındığında büyük bir tarihsel hata yapılmadığı düşüncesindeyiz. İK yoldaşın yakalanmasının faillerine yapılan diğer iki infaz eylemine dair yayınlanan bildirileri de bir sorun olmadığı takdirde blog'da yayınlayacağız.

Birkaç söz etmek gerektiğini düşünüyoruz. Fark edildiği üzere blog, uzun bir süredir inaktif. Blog'un inaktif kalışından dolayı özür dileriz. Kuşkusuz bu süreçte birçok yenilik oldu, birçok yeni ve değerlendirmeye hazır materyal hem özel olarak, hem de kamuoyuna açık şekilde ortaya çıktı. Özellikle ikincisi önemlidir zira bu blog'un da varlık gerekçesi biraz sarsılmıştır, zira birçok kaynak ilk elden, bizim aktarmamıza ihtiyaç duymamaksızın artık açık. Yine de, elimizden geldiğince üretmeye çalışacağız, sadece (periyot aralığından da görüldüğü gibi) eskisi gibi aktif olamayacağız.

Mayıs ayındayız. Bu sene, İK yoldaşın alçakça katlinin 49. senesi, gelecek sene 50.'si olacak. Eğer planlarımızda sorun olmazsa, umuyoruz ki 50. seneye İK yoldaş için bir yazı dizi düzenleyeceğiz. Dileriz bu dizi yetişir ve ilgi çekici bulunur.

Daha fazla söz sarf etmeye gerek görmüyor ve bildiriyi (ilişiğinde fotokopisi basılan kupürle birlikte) sunuyoruz.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.05.03.

[2] "GÜN IŞIĞINDA | «ÖLÜM KARARI»". Kabaklı, Ahmet. Tercüman. 16 Haziran 1978. Sayfa: 2.
[3] "tırmık | Kabaklı «kabak» gibi açığa çıktı". Engin, Aydın. Politika. 19 Haziran 1978. Sayfa: 5.
[4] Oruçoğlu çeşitli yerlerde bu konuya değinir, biz kısaca bir alıntı yapmakla yetineceğiz ("Kaypakkaya'nın Can Yoldaşı Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor: Zavot'tan Vartinik'e". Oruçoğlu, Muzaffer.; Ekinci, İbrahim. Ayrıntı Yayınları. 1. Baskı, Ekim 2016. ISBN: 978-605-314-132-7. Sayfa: 77.):
"- Siz ne yaptınız?
— Biz uçurum dibine inince buz kırıldı ve suyun içinde bulduk kendimizi. Benim bacağım burkuldu ve şişti. Tek bacakla kendimi sürükleye sürükleye derenin içinde 1.5 saat kadar kaldık. Bomba attılar ama dereye inemediler. Çıkıp dağa tırmandık. İhbarcı bize yol gösterdi. “Buradan gidin” dedi. Yeryüzünü saran beyaz kefeni, donmuş karı, kuşku, korku, umut ve ışık zerrecikleri sardı bir anda.
- Askeri mağaraya getiren ihbarcı mı?
— Evet, Hüseyin! Kendisini tanıyoruz, evinde oturup yemek yemiş, yol azığı almışız. Askerin zoruyla askerin önüne geçtiğini sonradan öğrendik. Aynı Hüseyin sonradan bize yol gösterdi, “Şu tarafa gitmeyin, şu keçi yolunu izleyin. Keçilerin izinden çıkmayın” dedi. Onun gösterdiği güzergâhı izleyerek dağı tırmanmaya başladık, diğer tarafta asker vardı. Bize gösterdiği yoldan giderek kurtulduk. Bu ihbarcı İbo'yu kırma tüfeğiyle vuruyor ve aynı gün bize doğru yolu gösteriyor! “Sürüler halinde keçiler geçmiş, ayak izleriniz belli olmaz” diyor. Dağın doruğuna vardığımızda sabah güneşi çıkmıştı, bir kayanın üzerinde çoraplarımızı çıkardık, oturduk biraz güneşlendik. Oradan Vartinik'e baktık. Yeni askerler gelmişti, evin içine girip çıkıyor ve çevreyi inceliyordu. Dağı indik, Gini'ye geldik. (...)"

Oysa ki bildiride bildirildiği üzere Hüseyin Güngör, ajanlık faaliyetlerine devam etmiştir. Bu araştırılması gereken bir husustur.

***


Bildirinin basılan fotokopisi.

ÖLÜM KARARI
MAHKEME       : TKP/ML HALK MAHKEMESİ
ADI SOYADI     : HÜSEYİN GÜNGÖR
MESLEĞİ          : AJAN
SUÇ TARİHİ     : 24 OCAK 1973
SUÇ YERİ         : MİRİK MEZRASI
SUÇU                : TÜRKİYE DEVRİMİNİN ÖNDERİ İBRAHİM KAYPAKKAYA VE YOLDAŞLARINI HAKİM SINIFLARA GAMMAZLATMA VE İBRAHİM KAYPAKKAYA'YI YARALI OLARAK YAKALATMA.
BU DURUM     :
A) DEVRİMCİ MÜCADELENİN DARBE YEMESİNE, PARTİ ÇALIŞMASININ ENGELLENMESİ VE ORTAYA ÇIKMASINA,
B) PARTİMİZİN ÖNDERLİĞİNE VE DOLAYISIYLA HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN YENİLMESİ, DAĞILMASINA,
C) HAKİM SINIFLARIN GENEL OLARAK EMEKÇİ HALK YIĞINLARINI ÖZEL OLARAK BÖLGE HALKI ÜZERİNDE TERÖR ESTİRMELERİNE,
D) BİR BÜTÜN OLARAK HALKIN GELİŞEN MÜCADELESİNİ ENGELLEMEYE HALKIMIZIN ÖNDERİ PARTİMİZİN DAĞILMASINA, PARTİMİZİN ÖNDERİ İBRAHİM KAYPAKKAYANIN YAKALANMASINA NEDEN OLMUŞTUR.
YUKARIDA MESLEĞİ VE SUÇU YAZILI HÜSEYİN GÜNGÖRÜN YARGILANMASI NETİCESİNDE TKP/ML HALK MAHKEMESİ ÖLÜM CEZASINI OY BİRLİĞİYLE KABUL ETMİŞTİR.
BU KARAR 8 EYLÜL 1977 TARİHİNDE ALINMIŞ, 28 EYLÜL 1977 TARİHİNDE TKP/ML'İN ASKERİ KOLU TİKKO'NUN SEYYAR GERİLLALARI TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR. HALKIMIZA DUYRULUR. 
EMEKÇİLER!
HÜSEYİN GÜNGÖR, PATRON-AĞA DEVLETİNİN PARALI BİR AJANIDIR VE TÜRKİYE DEVRİMİNİN ÖNÜNDE BİR ENGELDİ.
O, KENDİ ÇOCUKLARININ DAHİ GELECEĞİNİ SATARAK YAŞIYORDU.
O, İBRAHİM KAYPAKKAYAYI YAKALAYIP HAKİM SINIFLARDAN MÜKAFAT ALDI. VE BU GÜNE KADAR AYNI MESLEĞİNİ EKSİKSİZ SÜRDÜRDÜ.
O, ÖLÜMÜ HAK ETTİ, ÇÜNKÜ KENDİ KİŞİSEL ÇIKARI İÇİN EMEKÇİ HALK YIĞINLARINI EZEN, SÖMÜREN KOMPRADOR PATRON-AĞA DEVLETİNE YARDIMCI OLUYORDU.
PARTİMİZ HALK DÜŞMANI AJANLARI CEZALANDIRACAĞINI VE BÜTÜN KOMPRADOR PATRON-AĞA DEVLETİNE UŞAKLIK YAPAN BÜTÜN AJANLARDAN HESAP SORACAĞINI HALKIMIZA DUYURUR.
İŞÇİLER, KÖYLÜLER, TÜM YURTSEVER DEVRİMCİLER; HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIK VE HALK DEMOKRASİSİNİN ÖNDERİ TKP/ML SAFLARINDA BİRLEŞİN!

KAHROLSUN PATRON-AĞA DEVLETİ!
KAHROLSUN EMPERYALİZM-SOSYAL EMPERYALİZM!
BÜTÜN AJANLARA ÖLÜM!
YAŞASIN HALK SAVAŞI!
YAŞASIN TKP/ML, TİKKO, TMLGB

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ
MARKSİST - LENİNİST

TKP/ML

18 Ekim 2021 Pazartesi

ŞİİR | Metin Güven - Hasan Kızılkaya için (1978)

Tahminen 1978 tarihli bir şiir. Çok önceleri paylaşmıştık, orijinal yazım şekli/dizgisiyle aynen blog'a da koyuyoruz.

İbo'dan Demirdağ'a — Tarihimizden Öğreniyoruz

2021.10.18.


***

Halkın Yolu'nun ve Genç Edebiyatçılar Derneği'nin ortak ilanlarında kullanılan fotoğraf. Kaynak: Vatan. 4 Eylül 1977. Sayfa: 7.

HASAN KIZILKAYA İÇİN

sanki kuru bir dalsın. Kollarında serçeler
sanki bir şahansın. Göğsünde çiçekler.
geri dönülmez bir kavgayı anlatıyor gözlerin
işte böyle gidiyorsun ölüme. Kollarında serçeler
karşında küçük bir ordu ve beş panzer

(sana kurşun atanlar. Şimdi
çılgın bir başıboşluğu özlüyor..)
Lakin herşeyin karşı konulmaz bir gelişimi var

düşün bir; direnmek deyince ne geliyor aklına
ve en çok hangi yangın dağlıyor yüreğini
sonsuz bir helezon gibi genişlerken dünya
– Söyle özgürlüğü olmayan halkın
var mıdır silahtan başka siperi

METİN GÜVEN

Kaynak: Güney. Ocak 1978. Yıl: 1. Sayı: 1. Sayfa: 31.

20 Kasım 2020 Cuma

Zülfikar Uralçin

Zülfikar Uralçin


“Her insan bir gün ölür, ama her ölümün önemi aynı değildir. Eski bir Çin yazarı olan Zuma Çien, "Bütün insanlar ölümlüdür, ama bazılarının ölümü Tay dağından da yüce, bazılarınınki tüyden de değersiz olabilir" demişti. Halk için ölmek, Tay dağından da yücedir, ama faşistler için çalışmak ve sömürenler ve ezenler için ölmek tüyden de değersizdir. Çang Zu-teh yoldaş halk için öldü, onun ölümü gerçekten de Tay dağından yücedir.” 

Mao Zedung – Halka Hizmet (8 Eylül 1944) 

Bilimimizin 5. büyük ustası Başkan Mao Zedung yoldaş, halk hizmet yolunda ölen kahramanlar için böyle diyordu. Gerçekten de Zülfikar yoldaşımızı en iyi bu alıntı karşılayabilirdi: Dağdan da yüce!..

Kelimeler anlatmaya yetmez yiğit yoldaşımızı. Nazım Hikmet'in “O mükemmel bir kafa / Mükemmel bir yürek” dediği, tam olarak Zülfikar'ı temsil ediyordu; fazla değil, olsa olsa eksik!

Türkiye proletaryasının sadık sınanmış evladı Zülfikar Uralçin yoldaş (fotoğraf: "İYDGD: Faşistler son saldırıları ile iğrenç yüzlerini tekrar gösterdiler." Vatan. 22 Kasım 1976. Sayfa: 2.)

15 Temmuz 1953 yılında Kars'ın Susuz kazası Doyumlu köyünde yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Onun dünyaya geldiği yarı-feodal yarı-sömürge ülkemiz Türkiye, komprador patron-ağaların faşist diktatörlüğü altında her ayrı gün başka bir baskı ve zulümle karşı karşıyaydı. Kürt ulusunun TC'nin kuruluşundan beri süregelen inkarı en yoğun haliyle katmerlenerek sürüyor, Amerikancı komprador kliğin palazlanmasıyla yurdumuz Amerikan emperyalizminin kardeş Kore halkına kurşun sıkmak için kullanacağı bir maşa olarak NATO'da yerini alıyordu. Yurdumuzu "Küçük Amerika" yapma vaatlerini ortaya atanlar, bunu yoksulluğu arttırarak sağlıyorlardı. Gerçekten de "Küçük Amerika" olma yolunda emin adım ilerleniyordu, 1929'un Küçük Amerika'sı! İşte halkımıza reva görülen bu yoksulluk neticesinde Uralçin ailesi de iş bulmak amacıyla önce İzmit'e, ardından İstanbul'a göçmüştü.

Bu süreçte Zülfikar yoldaş, 1969'da yurdumuzda kabaran devrimci dalganın sonucu onda gelişen devrimci fikirlerin etkisiyle giderek bir komünist olma yolunda ilerliyordu. O, Kadıköy Ticaret Lisesi'ne akşamcı olarak girip hem okurken, hem de yoksulluk pençesinde kıvranan ailesine ekonomik olarak katkıda bulunmak için gündüzleri çalışıyordu. Lakin aynı yıl, geçirdiği hastalık neticesinde okula ve işe ara vermek zorunda kalmıştı. O bu süreçte M-L eserleri ve devrimci teoriyi daha yoğun olarak etüt etme, Marksizm bilimini daha iyi kavrama fırsatı bulmuştu. Artık onun elinde, her türden oportünistin yalazına değse dahi can havlinden kıvranacağı bir ateş topu vardı: Marksizm.

1972 yılında okulunun tekrar akşam bölümüne kaydolan Zülfikar yoldaş, gündüzleri ise bir işyerinde işe girdi. Bu dönem, halkımızın üstüne kara bir bulut gibi çöken 12 Mart Askeri Faşist Diktatörlüğü dönemiydi. Halkımızın en özge evlatlarının Nurhaklar'da, Kızıldereler'de, darağaçlarında, Vartinikler'de alçakça katledildiği bu dönemde O, bu ağır baskı şartları altında ona yol gösteren Marksizm bilimiyle askeri faşist diktatörlüğe karşı gerek okulda, gerekse işyerinde yılmaz bir devrimci mücadele verdi. Bu dönem faşist komandoların ona yaptığı tehditler ise, onun azmini ve kararlılığını bileylemekten öteye gidememişti. Mao Zedung yoldaş "Düşman tarafından saldırıya uğramak kötü değil, aksine iyi bir şeydir" başlıklı eserinde diyor ki: "Eğer biz düşman tarafından saldırıya uğramış isek bu iyi bir şeydir, zira bu gösterir ki biz düşmanla aramızda bariz bir sınır çekmişizdir."

Zülfikar yoldaş

1973 sonrası süreçte O, 24 Nisan 1972 sonrası Türkiye'de komünist olmanın ön koşulu haline gelen önderimiz İbrahim Kaypakkaya yoldaşın 5 Temel Belge ve 11 İlke'sinin hattındaki TKP (M-L)'nin görüşlerini benimsedi. Zira o, ülkemizde faşist diktatörlüğün kırlardan kentlere sürecek bir Uzun Süreli Halk Savaşı ile Kızıl Siyasi İktidarlar'ın kuvvetlerimizin en yoğun olduğu bölgelerden başlayarak zamanla diğer kırlık bölgelerde kurulacağı, bu KSİ'lerin birleşip düşmanı kuşatacağı ve ülkemizin yarı-feodal yarı-sömürge yapısı gereğince faşist diktatörlüğün ancak böyle yıkılabileceğini biliyordu. O, bir komünist devrimcisi olarak ömrünün geri kalanını işte bu yüzden bu yola hasretme kararını almıştı. O biliyordu ki, belki ondan önce göçenler gibi kendisi de bir yerden sonra bu kavgada olamayacaktı ama bu çelik aldığı suyu unutmamıştı ve unutmayacaktı. İşte bütün bu gerçeklerin ışığında, TKP (M-L) ve o zamanlar yeni yeni inşa edilen TMLGB saflarında faaliyet yürüttü.

O, çevresindeki herkese özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devrimi mücadelesinin programatik görüşlerinin propagandasını yapıyor, onlara tek kurtuluşun Demokratik Halk Devrimi ile olacağını, halkımızın ancak Demokratik Halk İktidarı'nda gün yüzünü görebileceğini söylüyordu. Lakin yine o, sadece bununla kalmıyordu. O, Lenin yoldaşın "Sadece sınıf mücadelesini kabul edenler, henüz Marksist değildirler. (...) Ancak sınıf mücadelesini kabul etmeyi proletarya diktatörlüğünü kabul etmeye vardıran bir kimse Marksisttir." doğru saptamalarının ışığında, bu mücadelenin aynı zamanda kesintisiz olarak proletarya diktatörlüğüne geçilmesi ve sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz dünyanın kurulması mücadelesinin sadece en basit ilk ayağı olduğunu çok iyi biliyordu.

Yine o, aynı zamanda bir proleter de olarak, çalıştığı devlet fabrikasında sınıf mücadelesinin kızışmasında yer almış, her zaman işçi sınıfının çıkarları için mücadele edip, bütün haksızlıklara ve en basit demokrasi ilkelerini bile ayaklar altına alan anti-demokratik uygulamalara karşı çıkmış, aynı zamanda mücadele de yürütmüştür. O, çalıştığı fabrikaya piyasa değerinin çok üstünde tomruklar satan Yahya Demirel isimli bir vurguncunun fabrikaya geldiği bir günde, hem bu soyguncuyu hem de bir işçi arkadaşın müdür tarafından tokatlanmasını protesto ve teşhir etmek amaçlı işçileri toplayarak bu soyguncuların halkı nasıl sömürdüklerini onlara anlatıp, onların teşhir edilmesini sağladı.

Tarihi belge niteliğinde bir fotoğraf: Zülfikar yoldaş (ortada), faşistlerle girdiği bir kavga sonrası başı pansumanlı iken (kaynak: Özgür Gelecek)

Aynı zamanda o, İbrahim yoldaşın "en geri sendikalarda bile faaliyet yürütmeliyiz" şiarı ışığında 1974 yılında Tes-İş sendika seçimlerinde AP'li işverenlerin kuklalarının kazanmaması ve demokrat nitelikli kişilerin sendika yönetimine gelmeleri için yoğun mücadeleler vermiş, bunda da başarılı olmuştur.

Onun gerek okulda, gerekse fabrikada kızıl bir yıldız gibi parıldayan mücadelesi, komprador patron-ağa devletinin korkusunun her geçen gün büyüyüp ilerlemesine neden olmuş, patron-ağaları geceleri uykusundan etmeye başlamıştır. İşte halkımızın yükselen mücadelesi karşısında doğasından gelen feodal cebri ve faşist zulmü tek kurtuluş sayan komprador patron-ağa devleti, iğrenç bir komplo kurarak Zülfikar Uralçin yoldaşı katletmeyi böylece tek çıkar yol bulur.

Göztepe Akşam Ticaret Lisesi 7/C sınıfından dersten evine dönerken 19 Kasım 1976 Cuma saat 23.30 sıralarında faşist Ülkü Ocaklı katiller, Zülfikar yoldaşımıza pusu kurup onu arkasından sardıktan sonra Zülfikar yoldaşımızı alnından vururlar. Zülfikar yoldaşımız oracıkta yere yığılır, komaya girer. Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırılan Zülfikar yoldaşımız, ameliyata alınsa da fayda etmez ve 20 Kasım 1976 Cumartesi günü saat sabah 4 civarlarında komprador patron-ağa devletinin sivil uzantısı faşist katillerinin namlularından çıkan kalleş kurşunların sonucu olarak şehit düşer.

Bu cinayet ardından faşist katiller kaçarken arkalarında bazı belgeleri düşürürler. Okullardaki öğrenci ve öğretmenlerin siyasi tercihleri ve okullardaki durum hakkında tuttukları notlarda, devrimci öğrenciler bölümünde 9 numaralı isim olarak yazılan Zülfikar yoldaşın isminin yanına "(aşırı militan)" yazılıdır. Faşist katiller, Zülfikar yoldaşımızı çok doğru tespit etmişlerdi: Aşırı militan!

Faşistlerin kaçarken düşürdükleri liste (kaynak: "Okullardaki faşist cinayet şebekelerini açıklıyoruz". Halkın Yolu. 20 Aralık 1976. Sayı: 1. Sayfa: 4.)

Zülfikar yoldaşımızın ölümü ardından Ömer Gülşirin, Mustafa Erdoğan Çavuşoğlu, Haydar Ece ve Hüseyin Bayrak isimli faşistler tutuklanır.

1000 kişilik büyük bir kortej eşliğinde yapılan cenazesi, Selimiye Cami'den ikindi civarı kaldırılan cenazenin Karacaahmet mezarlığında defnedilip mezarı başında yapılan konuşma ve proleter devrimci selamı verilmesi ardından militan bir şekilde sonlanır.

Zülfikar Uralçin yoldaşın cenaze törenindeki kortej. Cenazede "Selam olsun halk için ölenlere" "Zülfikarlar ölmez" "Yaşasın Halk Savaşı" gibi pankartlar ve el dövizleri kullanılmıştı (kaynak: "Erzincan'da bıçaklanan öğrenci dün öldü". Tercüman. 23 Kasım 1976. Sayfa: 4.).

Kortejden (kaynak: "Ser verip sır vermeyen bir yiğit - İbrahim KAYPAKKAYA'nın hayatı ve mücadelesi #22". Behram, Nihat. Vatan. 9 Şubat 1977. Sayfa: 4.)

Kortejden (kaynak: Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit [12 Eylül sonrası baskılarından])

Mezar başında liseli arkadaşlarının son selamlaması (kaynak: Hürriyet. 23 Kasım 1976. Sayfa: 3.)

Bu süreçte birçok devrimci ve demokrat kurum bu faşist cinayeti lanetleyip teşhir etmiştir.

İTÜ Öğrenci Aileleri Derneği Başkanı Av. İhsan Çandar, "Üniversitelerde can güvenliğinin faşist saldırganlarca ortadan kaldırıldığını" belirtip devamla "güvenlik kuvvetlerinin olaylarda tarafsız davranmadığını" ekliyordu.

İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği (İYÖD) Başkanı Paşa Güven, bu ve diğer faşist saldırılar karşısında "Ülkü Ocakları'nın sahte barış çağrılarına rağmen saldırılarını sürdürdüklerini" belirtip "Hüseyin Akdemir ile kardeşi Rıza Akdemir'in cenazelerinde bile saldırıların yapıldığını" söylüyordu.

Yine yurtsever anti-faşist anti-sosyal-faşist gençliğin eylemde birlik örgütü olan İstanbul Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (İYDGD) yaptığı açıklamada şöyle diyordu:

"19 Kasım 1976 Cuma akşamı Göztepe Ticaret Lisesinde okuyan gece bölümü öğrencisi Zülfikar Uralçin faşistlerin silahlı saldırıları sonucu önce komaya girmiş, ertesi gün ise ölmüştür. Faşistler aynı gün ise Karaköy ve Kadıköy'de sol gazete okudukları iddiasıyle bazı vapur yolcularına gene saldırıda bulunmuş iki kişiyi yaralamışlardır. Bütün bu olaylar, daha dün "SİLAHLARI BIRAKALIM" çağrısı yapan faşistlerin iğrenç ve saldırgan yüzlerini bir kere daha açığa çıkarmıştır."

Evet, gerçekten de daha bir iki gün öncesinde faşistler basına masum pozları vermek için devrimcilere "silahları bırakma" çağrısı yapıyorlardı. Alçak katiller! Devrimci gençlik ve çilekeş halkımız sizin ne olduğunuzu, nasıl eli kanlı birer canavar olduğunuzu çok iyi bilmektedir! Siz bu yalan ve hilelerinizle ancak Amerikan emperyalizminin uşağı faşist efendilerinizin kurumlarını kandırabilirsiniz, halkımızı asla!

Dahası bu faşist katiller bulunla da yetinmemiştir. Babasının evladını sahiplenmesinden bile rahatsız olan faşist katiller, Zülfikar yoldaşımızın babası Haydar Uralçin'i de ölümle tehdit etmiştir. Gerek oğlunun öldürülmesi mevzusunda ifade vermek, gerekse davaya müdahil olmak için gittiği Kadıköy Adliyesi'nde 17 Aralık 1976 ve 30 Aralık 1976'da etrafı faşist komandolarca sarılmış, kendisi ve ailesi tehdit edilmiştir. Bunun üzerine Haydar Uralçin, Kadıköy Kaymakamlığı'na can güvenliği için 31 Aralık 1976 tarihli bir dilekçe vererek başvuruda bulunmuştur. Dilekçesinde şöyle diyordu:

"17.12.1976 günü oğlumun öldürülme olayı için Kadıköy Sorgu Hakimliği kapısında müdahil olarak beklemekteydim. Komando olarak bilinen bazı kişiler çevremi aldı ve tehditkâr sözlerle davayı izlemekten vazgeçmemi istediler. Ben durumu derhal C.Savcı yardımcısına bildirdim. Kendisinden can güvenliğimin sağlanması talebinde bulundum. Savcı yardımcısı emniyetim için 473 ve 23529 yaka numaralı polis görevlilerini yanıma vererek adliyeden çıkmamı ve Altıyol'a kadar gitmemi sağladı. 

Keza 30.12.1976 günü ifademin alınması için saat 10.30'da Sorgu Hakimliği salonuna giderken yanımda ailem ve oğlum olduğu halde bir grup komando bana omuz vurarak hakaretamiz sözler söylediler. İfadeden sonra aynı kişiler yolumuzu keserek etrafımızı aldılar. Bu arada oğlumu ve ailemi orada bırakarak Başsavcının odasına girdim, olayı kendisine anlattım. Gözleri ile görmesi için de pencereden söz konusu saldırgan grubu gösterdim. Başsavcı Müracaat Savcısına emir verdi, can güvenliğimizin sağlanması için polis verilmesini ve derhal uzaklaştırılmamızı söyledi. 4601 yaka numaralı polisle birlikte Kadıköy Merkez Karakolu'na kadar gittik." 

Sonuç olarak tüm bunları sıraladıktan sonra şu talepte bulunuyordu: "Netice; Yukarda arz ettiğim maruzatlara göre ben ve aileyi efradımın can güvenliği tehlikede olduğunu bu yönden Kanunen önleyici tedbirin alınmasını Emir ve müsaadelerinizi arz ederim."

Haydar Uralçin (sağ altta, Vatan gazetesi muhabiriyle) ve dilekçesi (üstte) (kaynak: "Zülfikâr Uralçin'in babası ölümle korkutulmak istendi". Vatan. 8 Ocak 1977. Sayfa: 1.).

Lakin bu dilekçeye verilen cevap ibret vericidir. Kadıköy Kaymakamlığı'na yazılan dilekçe, gereği yapılmak üzere önce Kadıköy Emniyet Amirliği'ne havale edilmiş, Kadıköy Amirliği'nden Erenköy Başkomiserliği'ne gönderilmiş, Erenköy Başkomiserliği'nden "kendilerinin bölgesinden değildir" diye Kozyatağı Karakolu'na sevkedilmiş, Kozyatağı Karakolu'ndan Haydar Uralçin dilekçe ile yeniden Erenköy Başkomiserliği'ne gönderilmiş, Erenköy Başkomiserliği'nden tekrar Kozyatağı Karakolu'na sevkedilmiş, Kozyatağı Karakolu ise "yapılacak bir şey olmadığını" bildirip "senin için polis ayıramayız" diyerek dilekçeyi Haydar Uralçin'e geri vermiştir. Silah taşıma ruhsatı için yaptığı başvurular da geri çevrilmiştir. Böylece devlet, sivil faşist uzantılarıyla el ele vererek aileyi yıldırmak, bu faşist cinayeti de küllendirmek istemiştir. Hoş, Haydar Uralçin davayı takip etse kaç yazardı ki? Yiğit devrimci kardeşimiz Kerim Yaman'ın babası her duruşmaya Manisa Akhisar'dan kalkıp İstanbul'a gelirken, faşist katiller duruşmaya katılmaya bile tenezzül etmiyorlardı, zira onları koruyan emperyalizmin satılmış uşağı komprador patron-ağa düzenin hakimlerinin, savcılarının olduğunu biliyorlardı. Zülfikar'ı farklı kılan bir şey mi vardı?

Faşist katiller Zülfikar Uralçin yoldaşımızı kalleşçe katlettiler ama kavgasını bitiremediler. Onun boşalan yerini onlar, yüzler, binler doldurdu. Halkımızın faşist diktatörlüğe isyanı bir çığ gibi büyüdü. "İbo Haydar, Zülfikar; KATİL İKTİDAR!" sloganı mitinglerde halkımızın öfkesi olmuştu. Yine halkımız, bu öfkesini nasıl somut bir güce dönüştüreceğini de şu sloganla ne kadar iyi kavradığını gösteriyordu: "İbo Haydar, Zülfikar; NAMLUDADIR İKTİDAR!"

Zülfikar Uralçin, mütevazi, yılmaz bir inançla militanca ve can bedeli bir mücadele yürütmüştür. Ona bu mücadele şevkini veren, yüce komünizm idealinden başka bir şey değildir. Halkımız bu evladını kaybederek büyük bir kayıp yaşamıştır. Ama onulmaz, yeri doldurulamaz bir yara değildir bu. Halkımız, darağaçlarında, çarmıhlarda kavgasından dönmeyen Börklüce Mustafalar'dan bugünlere gelen bir isyan ateşiyle yanıp kavrulmaktadır. Halkımız her yitirdiği yiğit evladının yerine, nicelerini yerleştirmiştir. Halkımız, tükenmez bir pınardır zira kitleler tarihi yaratan en biricik öznedir ve tarihin motorudur! Eskiyi yıkacak ve yeniyi kuracak olan onlardır ve bu uğurda onlar, nice yiğit evlatlar doğurur! İbrahim Kaypakkayalar, Ali Haydar Yıldızlar, Ahmet Muharrem Çiçekler, Meral Yakarlar, Atilla Özkanlar, Mehmet Kocadağlar, Zülfikar Uralçinler, Cemil Okalar, Mehmet Zeki Şeritler, İsmail Hanoğlular, Ali Yılmazlar yaratan bu kahraman halk, daha nice yiğitler yaratmıştır, yaratacaktır.

İşte biz bu gerçekliğe sarsılmaz bir inançla inanıyoruz ve biz bu yolda, Zülfikar yoldaşın alnındaki yarayı paylaşmak pahasına da olsa, kanımızın son damlası, canımızın son anına kadar emperyalizme, feodalizme, komprador kapitalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı savaşacağımıza; bağımsızlık, halk demokrasisi, sosyalizm ve yüce komünizm davası uğruna süre gelen özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devrimi mücadelesinin inanmış ve fedakar neferleri olacağımıza; komprador patronların ve toprak ağalarının faşist diktatörlüğünü tıpkı dünya halklarının mücadeleleri sonucu tarihin çöplüğüne atılan evvelleri Hitler'in, Mussolini'nin, Şah'ın, Somoza'nın, Lon Nol'un ve diğer faşist köpeklerin kanlı saltanatları gibi tarihin çöplüğüne atacağımıza; şanlı kızıl bayrağımızı ülkemizin doruklarına mutlaka çekeceğimize ANT İÇERİZ!

ZÜLFİKARLAR ÖLMEZ!

---

KAYNAKÇA

- Kitaplar:
* "Devlet ve Devrim" (1917). Lenin, Vladimir.
* "Düşman tarafından saldırıya uğramak kötü değil, aksine iyi bir şeydir" (26 Mayıs 1939). Mao, Zedung. Seçme Eserler Cilt: 6. Kranti Publications.
* "Halka hizmet" (8 Eylül 1944). Mao, Zedung. Seçme Eserler Cilt: 3. Kaynak Yayınları.
* TKP/ML Hareketi Şehitler Albümü
* "Umut 30 Yaşında - Parti ve Devrim Şehitleri Albümü 1972-2002 - Partizan". Göksu, Yıldız. / Deniz, Tuncay (derleyen). Umut Yayımcılık. 1. Baskı, Aralık 2002. ISBN: 975-7919-23-3

- Dergiler:
* "İşçi-Köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika". Kaypakkaya, İbrahim. Proleter Devrimci Aydınlık. Mayıs 1970. Sayı: 5-19.
* "Okullardaki faşist cinayet şebekelerini açıklıyoruz". Halkın Yolu. 20 Aralık 1976. Sayı: 1. Sayfa: 4.
* "Zülfikâr Uralçin – Yiğit Yoldaşı Anıyoruz". Halkın Birliği. 22 Kasım 1977. Sayı: 22. Sayfa: 14.

- Gazeteler:
* "Göztepe'de bir genç öldürüldü". Milliyet. 21 Kasım 1976. Sayfa: 1, 10.
* "İYDGD: Faşistler son saldırıları ile iğrenç yüzlerini tekrar gösterdiler." Vatan. 22 Kasım 1976. Sayfa: 2.
* "Erzincan'da bıçaklanan öğrenci dün öldü". Tercüman. 23 Kasım 1976. Sayfa: 4.
* "4 Ülkücü, bir genci öldürmekten tutuklandı". Milliyet. 27 Kasım 1976. Sayfa: 7.
* "Zülfikâr Uralçin'in babası ölümle korkutulmak istendi". Vatan. 8 Ocak 1977. Sayfa: 1, 7.
* "Kerim'in babası 4 senedir ta Akhisar'dan gelirken – Kerim Yaman'ın katilleri duruşmalara gelmiyor". Aydınlık. 2 Temmuz 1978. Sayfa: 5.

26 Ağustos 2020 Çarşamba

ÇEVİRİ | Halk Komiserleri Konseyi - Türkiye Ermenistanı üzerine kararname (11 Ocak 1918)

AÇIKLAMA


Esasen burada sunduğumuz bu dekret Türkçe literatürde yeni olan bir şey değildir,[1] yine de etik kuralları içerisinde özgürce dağıtabilmek için kendimiz bir çeviri sunup yayıyoruz. Bunu çevirirken tam Rusça metin ile iki farklı İngilizce (kısmi) çeviriyi karşılaştırarak sunuyoruz.[2] 1952'de basılan Lenin'in seçme eserlerinin iki cilt versiyonundaki bir dipnota göre, bu metin Stalin tarafından yazılmış ve Sovnarkom'un 23 Aralık 1917 (5 Ocak 1918)[DN1] tarihli oturumunda tartışılmış ve 29 Aralık 1917 (11 Ocak 1918) tarihli oturumunda onaylanmıştır.[3] Hovannisian'a göre, bu metnin taslak kopyasını Vahan Teryan, Lenin'le görüşmesi sonrası onun isteği üzerine kaleme almıştır.[4] İmzalanıp onaylandıktan 2 gün sonra Pravda'da yayınlanmıştır.[5] Bu dekretin yayınlandığı gün, Stalin'in "Türkiye Ermenistanı" yazısı da yayınlanmıştır.[6] İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetlerinin Üçüncü Tüm-Rusya Kongresi (10-18 Ocak 1918 (23-31 Ocak 1918)) de bu dekreti onaylayan ve şu kararı almıştır:[7]

Sovyetlerin Üçüncü Kongresi, Halk Komiserleri Konseyi'nin Finlandiya'nın kesin bağımsızlığını ilan eden, İran'dan kuvvetlerinin geri çekilmesini başlatan ve Ermenistan'a kendi kaderini tayın hakkını veren politikasını benimsemektedir.

Daha sonradan boşalan kısımları Türk orduları tekrar geri aldı ve Ermeni soykırımını son raddeye taşıyarak "Batı Ermenistan" veya "Türkiye Ermenistanı" denen bölgenin karakterinin değişmesine sebebiyet verdi. Bugün buralar, bilindiği gibi, Türkiye Kürdistanı'nın bir parçasıdır.[8]

Kuşkusuz, bu politikanın ne kadar uyarlanıp ne kadar uyarlanmadığı barizdir. Yine de, her ne kadar bir siyasetin önemli bir kıstası sosyal pratikse ve Sovyetler bunun uyarlanmasında yeterince kararlı davranmasa da, ilkesel olarak önemlidir. Bu, pratikte atıl kalsa bile, en azından Sovyetlerin (o dönem Türkiye içerisinde henüz bir ulus niteliğini taşıyan) Ermeniler'in bir ulus olduğunu tanıdığını ve kendi kaderini tayin haklarını tanıdığını gösterir. Yani bu, (spesifik örgütlerin meşrûiyetinden de öte) direkt olarak bir Türkiye Ermenistanı'nda milli meseleyi reddeden ve onun demokratik milli mücadelesine ilkesel olarak karşı çıkanlara verilmiş önemli bir cevaptır.[9]

Bugün Türkiye ve T. Kürdistanı sınırları içerisinde, kendisi toplu olarak bir millet teşkil etmese de iki millet içerisinde de (Türkler ve Kürtler) milli azınlık olarak var olan Türkiyeli Ermeniler ve Kürdistanlı Ermeniler mevcuttur ve bunlar muazzam bir milli zulüm, muazzam bir asimilasyon politikası ile karşılaşmaktadır. Çeşitli milliyetlerden Türkiye ve T. Kürdistanı komünistleri, Ermeni milleti üzerindeki milli zulmü, diğer tüm ulus ve milli azınlıklarda olduğu gibi, şiddetli bir biçimde mahkum ve teşhir etmelidir. Çeşitli milliyetlerden Türkiye ve T. Kürdistanı komünistleri, geniş kitlelere anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal, özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devrimi'nde milli zulmün tamamen yok edileceğini kavratmalıdır. Milli mesele, ülkemizdeki devrimin demokratik ödevlerinden en hassas ve önemlilerindendir. Ermeni azınlığa kurtuluşunun Demokratik Halk Devrimi'nde olduğu, egemen ulusa da Demokratik Halk Devrimi'nde gerçek bir kurtuluşun ancak insanı zincirleyen başka uluslar ve milliyetler üzerindeki baskının terk edilmesi ile elde edilebileceği kavratılmalıdır. İbrahim yoldaş tarafından 1971'de temel konuları en ideal biçimiyle doğru bir temelde ele alan "Türkiye'de Milli Mesele"nin doğru MLM çizgisi üzerinde Türkiye'de milli zulmün daha da sistemli araştırılıp, bu konuda görüşlerimizin sağ ve sol sapmalara ve şu veya bu milliyetçiliğin yedeğine düşmeden daha da derinleştirilmesi önemlidir.

- Yaşasın her türlü milli zulmü parçalayacak olan anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal, özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devrimi!
- Yaşasın Türkiye MLM hareketinin doğru milli mesele çizgisi!
- Kahrolsun emperyalizmin uşağı komprador patron-ağaların faşist diktatörlüğünün milli zulmü!
- BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ VE EZİLEN HALKLAR, BİRLEŞİN! – KARKERÊN HEMÛ WELATEN Û GELÊN BÎNDEST, YEKBÎN!

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2020.08.22.

[1] Mesela çeşitli kaynakları referans veren bir yazı üzerinden bunu takip etmek için bkz: "Bolşevik Hükümeti'nin Ermeni Siyaseti ve "Türk Ermenistan’ı" Meselesi". Şahin, Dr. Enis. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. 1996. Cilt: 0. Sayı: 5. Sayfalar: 29-45 [sadece çeviri için: 39-40.].; yine de söylenebilir ki bu çeşitli gerici kişi ve kurumların çeşitli gerici emelleri için söz konusu yapılsa da, Türk-Rus ilişkilerinde, mesela Kars-Ardahan mevzuu gibi, kritik ve sık gündeme gelen bir rol oynamamıştır.
[2] 1) "Документы внешней политики СССР - Том I. 7 ноября 1917 г. - 31 декабря 1918 г.". Госполитиздат. 1957. Москва. Sayfalar: 74-75.; 2) "A Common Set of Legal and Political documents of Armenians of Western Armenia and Protection of rights of Western Armenia (Collection of documents)". 4th revised edition, 2019. Sayfalar: 14-15. [transkribe versiyon için bkz: Marxists; 3) "Armenia on the road to independence, 1918". Hovannisian, Richard G.. University of Carolina Press. 2nd Printing, 1969. Sayfa: 100.
[3] "Selected Works in Two Volumes (Volume II, Part I)". Lenin, V. I.. Foreign Languages Publishing House. 1st Edition, 1950.; Google Books'un arama sonuçlarından çıkan ilgili kısım: "The Decree “On Turkish Armenia,” written by J. V. Stalin, was discussed at a meeting of the Council of People's Commissars on December 23, 1917 (January 5, 1918), and approved by the Council on December 29, 1917 (January 11, ..."
[4] "Armenia on the road to independence, 1918". Hovannisian, Richard G.. University of Carolina Press. 2nd Printing, 1969. Sayfa: 99.
[5] age.
[6] Ermeni sorununun gerçek çözümünün ancak Ekim yolu ile mümkün olduğunu belirten bu makalenin Türkçesi için bkz: "«Türk Ermenistan'ı» üzerine" (31 Aralık 1917). Stalin, Halk Komiseri J.. içinde: "Eserler-Cilt 4, Kasım 1917-1920". Stalin, J. V. (Yarkın, İsmail (çev.).). İnter Yayınları. 1. Baskı, Şubat 1990. Sayfalar: 36-37.
[7] "Armenia on the road to independence, 1918". Hovannisian, Richard G.. University of Carolina Press. 2nd Printing, 1969. Sayfa: 100.
[9] Bir diğer gerici sapma ise, bugün de bir "Batı Ermenistan" veya "Türkiye Ermenistanı" olduğunu iddia eden Ermeni milliyetçiliğinin ve rövanşizminin yedeğine düşen çizgidir. Bu çizgi, tamamen bilimsellik dışı bir şekilde Leninist ulus teorisini tahrif ettiği gibi, Kürt ulusunun toprakları üzerinden de gerici bir pazarlığa girişmektedir. Bu konuda görüşlerimiz için bkz: "Muzaffer Oruçoğlu'nun "İbo'da Ermeni meselesi" yazısı üzerine" (23 Nisan 2020).

[DN1] Bu tür tarihlerde ("... (...)") parantez dışındaki takvim Jülyen Takvim (veya Eski Takvim), parantez içindeki ise Gregoryen Takvim (veya Yeni Takvim) karşılığına tekabül eder. Nasıl ki, mesela Hicri Takvim kullanılan yörelerde ve/veya dönemlerde tercihen kullanılan önce hicri sonra miladi karşılığı ise, bunda da mantık aynıdır, zira olayın yaşandığı dönemde o yörede geçerli olan takvim biçimi budur.

***

Halk Komiserleri Konseyi, 1 Ocak ila 10 Mart 1918 tarihleri arasındaki bir toplantı, olasıdır ki 29 Aralık 1917 (11 Ocak 1918) toplantısı (orijinalde: RGASPİ. Fond 393. Opis 1. Delo 6.; online: "Заседание СНК первого состава ...")

Halk Komiserleri Konseyi'nin «Türkiye Ermenistanı» Üzerine Kararnamesi

Halk Komiserleri Konseyi, Rusya İşçi ve Köylü Hükumeti'nin Rus işgali altındaki Türkiye Ermenistanı Ermenilerinin tam bağımsızlığa [varan] kendi kaderini tayin hakkını desteklediğini Ermeni halkına ilan eder.

Halk Komiserleri Konseyi inanmaktadır ki bu hakkın icrası, Ermeni halkının hür referandumu için kesinlikle gerekli olan birtakım ön garantilerin üzerinde sağlanabilir.

Halk Komiserleri Konseyi [bunları] şu tür garantiler olarak düşünmektedir:

1) Askeri kuvvetlerin «Türkiye Ermenistanı» sınırlarından çekilmesi ve «Türkiye Ermenistanı» sakinlerinin kişisel ve mülki güvenliğini tesis için derhal Ermeni halk milislerinin kurulması;

2) Ermeni mültecilerin, ve aynı zamanda çeşitli ülkelerde dağılmış olan Ermeni sığınmacıların engelsiz bir şekilde «Türkiye Ermenistanı» sınırlarına dönmesi;

3) Savaş sırasında Türk yöneticileri tarafından Türkiye içlerine zorla sürülen Ermeniler'in engelsiz bir şekilde «Türkiye Ermenistanı» sınırlarına içerisine dönmesi, ki Halk Komiserleri Konseyi, Türk yöneticileriyle barış müzakereleri esnasında [bu konuda] ısrarcı olacaktır.

4) Demokratik bir temelde seçilen Ermeni Halkı Temsilciler Konseyi biçimindeki [bir] «Türkiye Ermenistanı» Geçici Halk Kurulu'nun kurulması.

Kafkas İşleri Geçici Olağanüstü Komiseri Stepan Şahumyan, «Türkiye Ermenistanı» halkına, olabilecek her türden desteği sağlamakla 2. ve 4. maddelerin yerine getirilmesi ve bunun yanında Rus birliklerinin «Türkiye Ermenistanı» sınırlarından çekilişinin (madde 1) zamanını ve metodunu tespit için Karma Komisyon kurmaya başlamakla görevlendirilmiştir.

Not. «Türkiye Ermenistanı»nın coğrafi sınırları, Ermeni halkının demokratik şekilde seçilmiş temsilcilerinin, komşu tartışmalı bölgelerin (Müslüman ve diğer) seçmenlerinin demokratik bir şekilde seçilmiş temsilcileriyle anlaşması dahilinde, Kafkasya İşleri Olağanüstü Geçici Komiseri ile birlikte tayin edilecektir.

Halk Komiserleri Konseyi Başkanı
V. Ulyanov (Lenin)

Milletler Halk Komiseri
Y. Cugaşvili (Stalin)

Hükumet Baş İcra Memuru
[Vladimir Bonç-Bruyeviç]

Konsey Sekreteri N. Gorbunov

29 Aralık

26 Temmuz 2020 Pazar

ÇEVİRİ | Peking Review - Kerala'da Hint revizyonistleri gericilere hizmet ediyor (1967)

SUNUŞ


Bu sunduğumuz yazı, Hindistan'da Naksalbari'ye giden yolu döşeyenlerden, tarihi önemdeki bir yazıdır. Bu yazıyla birlikte ilk defa Çin Komünist Partisi (ÇKP), Hindistan Komünist Partisi (Marksist) (HKP (Marksist))'nin revizyonist karakterini açıkça, isim vererek kamuoyu önünde eleştirmiş ve HKP (Marksist) içindeki komünist devrimcilerin mücadelesinin yeni bir seviyeye ulaşmasının önünü açmıştır.

HKP (Marksist), esasen ÇKP ve SBKP arasındaki Büyük Polemik sürecinde, Hindistan Komünist Partisi (HKP)'nin modern revizyonist olduğunu söyleyerek ayrılan bir partiydi. Lakin, kurulduğu 1964'de bu parti, HKP'ninkinden daha sinsi, daha iki yüzlü bir revizyonizmi, neo-revizyonizmi üretti. ÇKP, bir dönem bu partiyi, içinde bulunduğu hataları aşabileceği inancıyla modern-revizyonist sosyal-şovenist HKP'ye karşı destekledi. Lakin armut, çok da uzadığına düşmemişti.

HKP (Marksist) içerisinde, en başta Çaru Mazumdar yoldaş liderliğindeki Marksist kanat olmak üzere, birçok Marksist grup doğdu. Bu grupların en büyük eylemi, Naksalbari Silahlı Köylü Mücadelesi'ni örgütlemek oldu. Naksalbari Silahlı Köylü Mücadelesi, esasen gerici bir toprak yasasına karşı köylülerin toprağı işgal etmesi ile başladı. Neo-revizyonist sosyal-faşist HKP (Marksist) kliğinin buna cevabı, "Naksalbari'nin siyasi bir mücadele olmadığı" resmi kararını almak, Parti Eyalet Komitesi, Darjeeling İlçe Komitesi ve Siliguri Komitesi'ni feshetmek, devrimci önderleri Partiden ihraç etmek (bu karar, Politbüro tarafından 16 Haziran 1967'de resmen onaylandı[1]), devrimci Naksalbari köylüleri üzerine polisi sürmek oldu. Polis, Naksalbari'de 2'si bebek, 1'i çocuk, kalanları kadın toplam 11 köylüyü katlederek HKP (Marksist) iktidarının gerici yüzünü ortaya çıkardı.

Revizyonistler, elbette ki bu makale ile şamar yemişe döndü. Nasıl olurdu da, ÇKP ilkeli bir komünist partisi olup revizyonizmi eleştirirdi? Bu kabul edilebilir bir şey değildi! Onlar, işte bu mantıkla, Madurai Toplantısı'nda kabul edilen bildirilerde şöyle yazıyorlardı:[2]

"Çin Komünist Partisi'nin pratik olarak şu sonuçlara vardığı görüşündeyiz: (a) Parti programımız, belirli hayati yönlerde, temelden yanlıştır; (b) Partimiz tarafından ülkenin siyasi durumuna dair yapılan bütün değerlendirme ve buna dayanılarak uygulanan siyasi-taktik hat yanlış ve reformisttir; (c) Partimiz gerçek bir komünist partisi değilken, Partimizden atılan aşırıcı asiler ve onlar etrafında toplananlar gerçek devrimcilerdir; (d) ve Partimizin siyasi hattı, kamuoyunda reddedilecek kadar revizyonisttir. Bu, hiç şüphesiz, ülkemizin Partisi ve devrimci hareketini ilgilendiren ciddi bir gelişmedir. Lakin bu tatsız gerçeklikten kaçışın hiçbir yolu yoktur ve Partimiz tarafından bu farklılıkları örtbas etmek, yahut da gizlemek de ciddi bir hata olurdu.
(...)
Şimdi ÇKP'li yoldaşlar, kardeş partiler arasındaki eşitlik ve bağımsızlık konularında ikna edici bir şekilde açıkladıkları her şeyin aksine, basını ve radyosu aracılığıyla açıkça Partimizi ve onun siyasi hattını mahkum etmeyi seçti. Herhangi bir partinin başka bir partinin içişlerine karışmasına şiddetle karşı çıkan, birisinin kendi siyasi hattının diğer partilere kendi rızaları dışında empoze edilmesinden ve başkalarına dikte eden tüm çabalardan nefret eden bu yoldaşlar, fena halde Partimizin içişlerine karışıp, bizim ülkemiz ve Partimiz için kendilerinin hazırladığı bir program ve siyasi hattı dikte ve empoze etmenin doğru olduğunu düşündü.
(...)
Çinli yoldaşlar, Naksalbari'nin ihraç edilmiş aşırıcılarını Partimize ait gerçek devrimciler olarak alkışlıyor ve nitekim onların, Partimize karşı faaliyetlerine desteklerini sunuyorlar. Bölücü gruplara bu tür bir destek ve Hint devrimine önderlik etmek için onlara verilen itimat, hiçbir Marksist-Leninist örgütsel ilke ile haklı çıkarılamaz."

Stalin yoldaş, bunlar gibi soytarılara aslında cevabı yıllar önce vermişti:[3]

"(…) Eğer biz, diyelim ki Komintern Yürütme Komitesi'nde bir araya geldiğimizde Partilerimizin bazı hatalarına gözlerimizi kapasaydık, "tam görüş birliği" ve "afiyet" resmi geçidiyle mest olsaydık, partilerimizin hali nereye varırdı? Ben, böyle partilerin asla devrimci partiler olamayacağını düşünüyorum. Bunlar devrimci parti değil, mumya parti olurlardı. (…)"

Ekteki makaleyi okuyan herkesin, gerçekten ÇKP'nin ilkesizce eleştiride bulunduğuna mı, yoksa cidden revizyonist klikle tüm bağlarını söküp attığına mı dair sağlıklı bir karar verebileceğine inanıyoruz.

Bugün HKP (Marksist)'in nasıl sosyal-faşist bir çeteye dönüştüğü gerçeği, dün ÇKP'nin ne kadar doğru bir tavır aldığını açıkça göstermektedir. Dün Naksalbari topraksız köylülerini katledenlerin, bugün nasıl "Yeşil Av"lara destek sunduğu bilinmektedir. Revizyonistler, sadece revizyonistliğe devam etmektedirler.

Komünistler de savaşıma devam etmektedir. Onlar "Naksalbari ek hi rasta!" ("Naksalbari tek yoldur!"), "Naksalbari zindabad!" ("Yaşasın Naksalbari!"), "İnkılab zindabad!" ("Yaşasın devrim!") şiarlarıyla tamamen Hint gericileriyle birleşen bu revizyonistlere karşı da mücadeleyi sürdürmektedirler. Bu mücadele zafere mahkumdur, Marksizmin galebe çalmasını hiçbir güç engelleyemez.

Konuyu bölmemek için en sona attık, son olarak da çeviri hakkındaki maddi bilgileri verelim. Yazıdaki köşeli parantez içindeki notlar bizimdir. Bundan başka, "[DN...]" şeklindeki dip notlar da bizimdir.

- NAKSALBARİ EK Hİ RASTA!
- NAKSALBARİ ZİNDABAD!

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2020.07.27.

[1] "Kerala: Yenan of India - Rise of Communist Power: 1937-1969". Fic, Victor M.. Nachiketa Publications Limited. 1st Edition, 1970. Bombay. Sayfa: 424.
[2] age. Sayfalar: 429-431.
[3] "Me-Rt Yoldaşa Mektup (28 Aralık 1925)". Stalin, Josef. içinde: "Eserler (Cilt: 7)". Stalin, Josef (Çeviren: Yarkın, İsmail). İnter Yayınları. 1. Basım. Şubat 1991. Sayfalar: 44-45.

***

KERALA'DA HİNT REVİZYONİSTLERİ GERİCİLERE HİZMET EDİYOR


Devrimci katili, neo-revizyonist sosyal-faşist Namboodiripad. (Kaynak: Vintage photo of Portrait of Elamkulam Manakkal Sankaran Namboodiripad. [yalnızca resim])

Kerala Eyalet Hükumeti'nin üyeleri olarak, Hint Komünist Partisi [DN1] içindeki Namboodiripad ve diğer revizyonistler, Kongre [DN2] yönetimindeki merkezi hükumetin gerici ve hain politikalarına bağlılıkla sadık kalıyorlar. "Parlamenter yol", "barış içinde geçiş" üzerine çok fazla gevezelik yaptılar ama gerçekler gösteriyor ki burjuva "parlamenter demokrasisi" yapısı içerisinde kurulan Kerala Eyalet Komitesi hiçbir şekilde "halk hükumeti" değildir ve toprak ağalarının ve kapitalistlerin devlet aygıtını yıkmaksızın hiçbir şekilde bir halk iktidarı olamaz.

Hint revizyonistleri köylülerin silahlı mücadelesi karşısında kararlılıkla duruyor. Gerici hükumette yüksek mevkilerde gözleri kaldı ve [buralara] kendilerini seçtirmek istiyorlar. 1957'den 1959'a kadar süren Kerala Eyalet Hükumeti'ni kurdular. Bu yılın Mart'ındaki genel seçimlerle birlikte Kerala'nın "ikinci komünist hükumetini" hain Dange [DN3] kliği ve diğer gerici partilerle birlikte tekrardan Namboodiripad'ın başbakanlığında kurdular.[DN4]

Yeni eyalet hükumeti yönetiminde eski üretim ilişkileri dokunulmaksızın korundu. İşçiler ve köylüler kapitalistlerin ve toprak ağalarının acımasız sömürüsünde acı çekmeye devam ettiler. Bu eyalet hükumeti, sömürücülerin çıkarlarını, en başta da tekelci kapitalizmin çıkarlarını temsil ediyor ve koruyor. Nisan'da Namboodiripad'ın Birla [DN5] ile kahvaltı yaptığı ve sonrasında sermaye kodamanının eyalette madenciliğe yatırım yapma ve cam fabrikası kurmaya söz verdiği haberi geçti. Namboodiripad da karşılığında bir rayon [DN6] imalathanesi kurulması için elverişli koşulların yaratılacağı sözünü verdi.

Daha sonradan bir basın konferansında Namboodiripad, eyalet hükumetinin kapitalist özel teşebbüs hakkında politikası hakkında şöyle açıkladı: "Nihayetinde" dedi, "biz yalnızca bir eyalet hükumetiyiz… Hükumetimiz Hint (merkez) hükumeti tarafından yürütülen politikanın aynını uygulamaya mahkumdur."

Kerala hükumeti aynı pozisyonu yabancı tekellere da takınmaktadır. Bazı sendikalar yabancı sahipliğindeki plantasyonların millileştirilmesi çağrısında bulunduğunda, bu istek eyaletin endüstri bakanı (Dange grubunun bir üyesi) tarafından reddedildi. Aynı bakan daha sonradan Japon tekelleriyle eyalette ortak özel sanayi teşebbüsleri kurmak amacıyla temaslarda bulunmak için Japonya'ya gidebileceğini duyurdu.

Merkezi hükumetin faşist yönetimini uygulayan Kerala eyalet hükumetinin, toprak ağalarının ve bürokrat-komprador kapitalizmin çıkarları uğrunda faaliyet yürüten devlet aygıtının bir parçası olduğunu gösterecek birçok gerçek var. Namboodiripad, köylülerin toprağı zapt etme mücadelesini bastırmak için polis kuvvetlerini [köylülerin] üzerine sevk etti. Eyaletin endüstri bakanı işçilerin kapitalistleri sıkıştıracak mücadelelerde yer almalarını yasakladı ve polisi onları bastırmak için üzerilerine yolladı.

Kerala aşırı tahıl kıtlığından muzdarip. Geniş kitleler gerçek bir toprak reformu talebinde bulunuyor ama Namboodiripad'ın gıda sorununun çözümü yöntemi, toprak sahipliği düzeni üzerinde kökten bir değişiklik yerine merkezi hükumetten yardım dilenmek.

Namboodiripad açıkça Hint merkezi hükumetinin planlamasının "daha da ilerici bir içeriğe" sahip olduğu müddetçe kademeli olarak "ülkeyi sosyalist bir hedefe koyma" olasılığının mevcut olduğunu ilan etti. Bu safsata, yeni bir tanesinin yaratılmasından ziyade yalnızca burjuvazinin siyasi aygıtını mükemmelleştirmek gereklidir diyen eski türde revizyonist Kautsky'nin bayat mallarından başka bir şey değildir.

Kerala hükumeti aynı zamanda Birleşik Devletler emperyalizmiyle de flörtleşiyor. Hükumetin gıda bakanı yüzsüzce "Vietnam'ı bombalayan ABD'den olsa bile" [ABD'den] pirinç almaktan memnun olacağını ilan etti.

Bizzat Namboodiripad'ın kendisi Birleşik Devletler emperyalizminin uluslararası ajanlarının savunucusu ve muhafızı olarak hareket etmektedir. Birleşik Devlet "Barış Gücü"nün CIA tarafından kontrol edildiği herkesçe bilinmektedir. Yine de Namboodiripad 27 Mart'ta Kerala Eyalet Meclisi'nde "Barış Gücü" üyelerinin eyalette casusluğa karıştığını reddetti. O, bu Birleşik Devletler ajanlarını "endüstri, sağlık, hayvancılık ve eğitim alanlarında geliştirme çalışmalarında teknik destek" veren kişiler olarak nitelendirdi.

Hint Komünist Partisi içindeki devrimciler ve devrimci kitleler, revizyonist hattı izleyen ve Hint halkının devrimci mücadelesine ihanet eden Namboodiripad ve diğerlerine kararlılıkla karşı çıktı. Şubat'ta Namboodiripad "revizyonist ve halk düşmanı faaliyetlere dahil olduğu" için Kerala'nın başkenti Trivandum'da [kitleler ve devrimcilerce] reddedildi. Temmuz'un ikinci yarısında Hint Komünist Partisi'nin devrimcileri ve kitleler, Kerala'da Namboodiripad ve diğerlerinin baskısına karşı koymak amacıyla geniş çapta bir açlık karşıtı mücadele yürüttüler.

Yüce Mao Zedung Düşüncesi'nin ve Marksizm-Leninizmin görüşlerinin, Mao Zedung'un Hindistan devrimine dair fikirlerinin yayılması için Hungçi ve Renmin Ribao makalelerini içeren bültenler yayınladılar. Bütün bunlar Namboodiripad ve diğer revizyonistlerin gerçek renklerinin ortaya çıkarılmasına ve siyasi tecritlerinin yoğunlaşmasına hizmet etti.

[Kaynak: "Indian revisionists in Kerala serving reactionaries". Peking Review. September 8, 1967. Vol.: 10. No.: 37. Sayfalar: 38-39.]

[DN1] ÇKP yayınlarında HKP'den ayırmak için HKP (Marksist), "Indian Communist Party" olarak anılmaktadır (modern-revizyonist HKP, "Communist Party of India" şeklinde anılmaya devam edilmiştir). Her ne kadar ulus devletlerde (ve dolayısıyla böyle gelişen İngilizce'de) bu tür kullanımlar, millet anlamından başka o ülkenin halkı anlamına sahip olsa da (mesela Turkish, hem milliyet olarak Türk anlamına, hem de Türkiyeli/Türkiye halkından anlamına sahiptir) ve burada da kastedilen yine "Hindistan Komünist Partisi" isminin alternatif bir kullanımı olsa da, yine de farkı okuyucuya hissettirmek için Hint Komünist Partisi şeklinde direkt bir çeviri yaptık. Orijinalde kastedilen (kendilerinin tanıdığı) "Hindistan Komünist Partisi", kendilerinin tanıdığı HKP de, HKP (Marksist)'dir.
[DN2] Kastedilen Kongre Partisi'dir.
[DN3] Dange, modern-revizyonist HKP'nin şefiydi.
[DN4] Tekrar deniyor zira 1. Hükumette de başbakandı.
[DN5] G. D. Birla, Hindistan'ın en büyük tekel ailesinden.
[DN6] Bitkisel ipek.