Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşin! – Karkerên hemû welaten û gelên bîndest, yekbîn! Emperyalizme, sosyal-emperyalizme, faşizme, sosyal-faşizme, feodalizme, komprador kapitalizme ve her türden gericiliğe karşı. – Li dijî emperyalîzm, sosyal-emperyalîzm, faşîzm, sosyal-faşîzm, feodalîzm, kapîtalîzma tevkariyê û her cure reaksiyonê ye.
21 Mayıs 2022 Cumartesi
BELGE | Kazım Çelik - İbrahim Kaypakkaya anma gecesine mesaj (1985)
19 Mayıs 2022 Perşembe
ANI | Bir yoldaşı - Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik (2006?)
Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik
"20 Mayıs 1987’de Elazığ Palu’da TKP/ML TİKKO gerillaları ile devlet güçleri ile çıkan çatışmada ölümsüzleşen TKP/ML'nin 3. Genel Sekreteri Kazım Çelik'in, zor dönemlerin yiğit komünist önderinin anısına..."
Yaşamını devrime adayan bir dava adamının yaşamını bütün yönleriyle bir yazıda vurgulamak zor olduğundan ancak belli kesitini, belli yönleriyle vurgulayabilirim.
Kazım yoldaş, gençlik yıllarında parti ile tanıştı ve mücadeleye atıldı. Okulda, Çukurova, Ege, İstanbul ve daha sonra Dersim ve çevre iller gibi birçok yerlerde Parti faaliyeti yürüttü. Girdiği her çevrede kısa sürede hem bir gelişme ve canlanma oluyor, hem de buna paralel kendisi de hızla gelişme gösteriyordu. Ağırbaşlılığı ve olgunluğu ile kitleler ve yoldaşları üzerinde derin bir etki bırakıyordu.
Aynı zamanda oldukça alçak gönüllüydü. Yoldaşları ve kitleler içinde bilgiçlik havasına kapılmazdı. Kitlelerden öğrenmeyi küçümsemezdi, tersine öğrenci olmasını biliyordu. Bilmediği veya vakıf olamadığı şeyleri kitlelere sorar, dinler ve sabırla öğrenirdi. Öğrenci olunmadan, öğretmen olunamayacağını yaşamında gösterir ve yetiştirdiği insanlara örnek olmakla kavratırdı.
Çalışkanlık ve fedakarlık onun bir başka belirgin özelliğiydi. Bu her devrimci ve komünistin vazgeçilmez özelliğidir. Daha önemlisi sınıf bilinçli proletarya davası, Parti, sınıf mücadelesi ve kitlelerin çıkarları karşısında samimiyetin ölçütüdür bu yönler. Yorulmak bilmeyen bir çalışkanlık göstermesi hem kitlelerin sevgisini, güvenini ve desteğini kazanıyor, hem de yoldaşlarının güvenini kazanıyordu. Bu yönüyle de Parti'yi ve yeni kuşakları eğitiyor, örnek oluyordu.
Koşullara teslim olmak yoktu onda. Zorluklar ve olanaksızlıklar karşısında yakınma-sızlanma yoktu. Hiçbir şeyi istediğimiz gibi, hazır bulamayız. Devrimcilik-komünistlik hazır üzerinde hareket etmek, başkalarından beklemek, emek sömürüsü yapmak değil, "yokluk", olanaksızlık içinde yaratmak, değiştirmek, kazanmak ve yükseltmektir.
Disiplin onun bir başka öne çıkan özelliğiydi. Yoldaş sınıfın, partinin, faaliyetlerin ve bir militanın gücü ve başarısının proleter disiplinde yattığının bilincindeydi. Bu disiplin kör, yani bilinçsiz, sadece kuralların ve zorun hissettirildiği oranda süren bir "disiplin" değil, proleter ideolojik birlik üzerinde süren, gönüllü ve bilinçli bir disiplindir. Çelik disiplindir. Kendisine verilen görevleri ne olursa olsun sıkı disiplin içinde zamanında yerine getirmeye çalışma ruhu içinde hareket ediyordu.
Yeraltı çalışmasının zorunluluğunun bilinciyle illegaliteye titizlikle önem verme, elinden geldiği kadar yeraltı faaliyetini sağlamlaştırma, prensipli çalışma vb. onun başka örnek özellikleriydi.
Kolay ya da zor hiçbir görevden kaçmaması onun bir başka öne çıkan özelliğiydi. Görev, alan vb. seçmeyi sevmezdi. Böyle bir seçmeciliğin ideolojik bir zayıflık olduğunu ve onun dışa vurumunun olduğu bilinciyle hareket ederdi. Her kadro ve militan yetenek ve daha verimli olabileceği bir göreve özenebilir. Ancak buna rağmen parti ve mücadelenin ihtiyacı nerede ise oraya verilmesi her türlü işe hazır olması gerektiğinin bilincini taşıması gerekir. Kazım yoldaş böyle bu düşünceyle şekillenmiş olarak parti ve mücadelenin hiçbir görevinden uzak durmadı. Faaliyet süresince birkaç defa polisin eline geçti, her seferinde sınıf bilinci ve kiniyle direndi. Komünist bir kararlılıkla davaya sadık kaldı.
Kazım yoldaş en son Proletarya Partisi'nin 2. Konferansı döneminde, alt konferanstan sonra esir düştü. Sahte kimliği üzerine diretti ve düşman bir şey çıkaramadı, bırakmak zorunda kaldı.
O sürede biten Merkezi Konferans'ta 2. MK'ya seçildi. 1981 yazında peş peşe alınan ağır kayıplardan sonra Kazım yoldaşın sorumlulukları daha da ağırlaşıyordu. Kayıplardan sonra SB'de yer aldı. Ve 82 baharında MK'yı güçlendirmeden sonra oluşturulan askeri komisyon sekreterliğine getirildi. 83’teki kayıplardan sonra Parti Genel Sekreterliğini üstlenmek durumunda kaldı. '87 20 Mayıs'ında şehit olana kadar da bu görevini sürdürdü.
Kazım yoldaş Askeri Faşist Cunta dönemi ve onun terörünün bütün hızıyla sürdüğü çok zor bir süreçte Partinin en ağır bir görevini üstleniyordu. Ama o bundan hiçbir zaman en ufak bir şekilde yakınmadı.
12 Eylül açık faşist diktatörlüğünün bütün kitleler üzerinde azgın terör estirdiği, tabii en başta devrimci ve komünist harekete karşı çok yönlü saldırılar yönelttiği, devrimci saflarda özellikle küçük burjuva kökenlerden gelen ideolojik olarak zayıf, kararsız, sallantılı, çürümüş vb. öğelerin safları hızla terk ettiği veya düşmanın eline düşmesiyle Partiye kitlelere ağır zararlar verdiği, böylece partinin kan kaybettiği, hareket alanının daraldığı güvensizliklerin geliştiği kitle hareketlerinden düşüş olup, devrimci hareketin ve durumun gerilediği, bütün devrimci hareketlerin tasfiyecilik sürecine girdiği, saflarımızda da geliştiği (buna dünyada devrimci durumun gerileme süreci de eklenirse) Partinin ağır sarsıntılar yaşadığı bir koşulda bu görevi üstlendi.
Bu koşullarda kırsal alanı ve gerilla faaliyetini terk etmedi. Kaptanların, hele hele en zor süreçte geminin dümeninin başında olması ve sıkı sıkıya sarılması gerektiğinin bilincindeydi, Parti önderliğinin kadrolarını özellikle o zor koşullarda kırsal alanlarda örgütün başında ve silahlı mücadele içinde korunabileceği onun içinden geliştirilebileceğinde ısrar ediyordu.
Ağır koşullarda kayıpların, yenilgilerin alındığı dönemlerdi. O bu koşullarda sağlamlığını, tutarlılığını ve kararlılığını gösterdi. Partiye önderlik etmeye, yaralarını sarmaya çalışıyordu.
Her kadro da öne çıkan bazı yönler olur, yukarıda belirtilen yönleri, dava ve parti insanı olması, ola¤anüstü samimi olması, yaşamını her yönüyle adamasının yanı sıra, örgütçü yeteneği, pratik yeteneği ön planda olan bir yoldaştı. Bu yetenek kavrayış ve uzun yıllar siyasal mücadele içinde yer almasının getirdiği siyasal deneyimin ürünüydü ve önder kadroda mutlaka aranması gerekeni çekip çevirme yeteneğinden geliyordu. Siyasal uyanıklık ve inisiyatif eksikliğini önemli ölçüde aşmıştı yoldaş.
O dönemin devrimci durumundaki gerileme esasta sürmesine karşın, devrimci hareketin gerilemesine, ağır kayıplar almasına ve düşmanın sistemli askeri operasyonlarına ve sık sık alınan fiziki kayıplara rağmen sınıf mücadelesinde en ufak tereddüt göstermedi. Bu amaçla bulunduğu gerilla birliğinden başka bir alandaki faaliyet ve gerilla birliğini denetlemeye gittiği bir sırada düşmanın satın aldığı ihbarcılarca görülüp sahiplerine bilgi verilmesi sonucu bulunduğu gerilla birliği kuşatılmış, uzun bir çatışma sonucu 20 Mayıs 1987’de Palu'da şehit düşmüştür...
Bizlere bıraktığı kavga bayrağını ondan örnek almamız gereken yönleri ile kavgamızda yaşatacağız, şehit yoldaşımıza layık olacağız ve olmalıyız. Bu bir tarihi görevdir, boyun borcudur...
Bir yoldaşı
2 Mayıs 2022 Pazartesi
BELGE | TKP (M-L)'nin Hüseyin Güngör'ün infazı hakkındaki bildirisi (1977?)
ÖN AÇIKLAMA
***
18 Ekim 2021 Pazartesi
ŞİİR | Metin Güven - Hasan Kızılkaya için (1978)
Tahminen 1978 tarihli bir şiir. Çok önceleri paylaşmıştık, orijinal yazım şekli/dizgisiyle aynen blog'a da koyuyoruz.
İbo'dan Demirdağ'a — Tarihimizden Öğreniyoruz
2021.10.18.
***
HASAN KIZILKAYA İÇİN
20 Kasım 2020 Cuma
Zülfikar Uralçin
Zülfikar Uralçin
Bilimimizin 5. büyük ustası Başkan Mao Zedung yoldaş, halk hizmet yolunda ölen kahramanlar için böyle diyordu. Gerçekten de Zülfikar yoldaşımızı en iyi bu alıntı karşılayabilirdi: Dağdan da yüce!..
Kelimeler anlatmaya yetmez yiğit yoldaşımızı. Nazım Hikmet'in “O mükemmel bir kafa / Mükemmel bir yürek” dediği, tam olarak Zülfikar'ı temsil ediyordu; fazla değil, olsa olsa eksik!
15 Temmuz 1953 yılında Kars'ın Susuz kazası Doyumlu köyünde yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Onun dünyaya geldiği yarı-feodal yarı-sömürge ülkemiz Türkiye, komprador patron-ağaların faşist diktatörlüğü altında her ayrı gün başka bir baskı ve zulümle karşı karşıyaydı. Kürt ulusunun TC'nin kuruluşundan beri süregelen inkarı en yoğun haliyle katmerlenerek sürüyor, Amerikancı komprador kliğin palazlanmasıyla yurdumuz Amerikan emperyalizminin kardeş Kore halkına kurşun sıkmak için kullanacağı bir maşa olarak NATO'da yerini alıyordu. Yurdumuzu "Küçük Amerika" yapma vaatlerini ortaya atanlar, bunu yoksulluğu arttırarak sağlıyorlardı. Gerçekten de "Küçük Amerika" olma yolunda emin adım ilerleniyordu, 1929'un Küçük Amerika'sı! İşte halkımıza reva görülen bu yoksulluk neticesinde Uralçin ailesi de iş bulmak amacıyla önce İzmit'e, ardından İstanbul'a göçmüştü.
Bu süreçte Zülfikar yoldaş, 1969'da yurdumuzda kabaran devrimci dalganın sonucu onda gelişen devrimci fikirlerin etkisiyle giderek bir komünist olma yolunda ilerliyordu. O, Kadıköy Ticaret Lisesi'ne akşamcı olarak girip hem okurken, hem de yoksulluk pençesinde kıvranan ailesine ekonomik olarak katkıda bulunmak için gündüzleri çalışıyordu. Lakin aynı yıl, geçirdiği hastalık neticesinde okula ve işe ara vermek zorunda kalmıştı. O bu süreçte M-L eserleri ve devrimci teoriyi daha yoğun olarak etüt etme, Marksizm bilimini daha iyi kavrama fırsatı bulmuştu. Artık onun elinde, her türden oportünistin yalazına değse dahi can havlinden kıvranacağı bir ateş topu vardı: Marksizm.
1972 yılında okulunun tekrar akşam bölümüne kaydolan Zülfikar yoldaş, gündüzleri ise bir işyerinde işe girdi. Bu dönem, halkımızın üstüne kara bir bulut gibi çöken 12 Mart Askeri Faşist Diktatörlüğü dönemiydi. Halkımızın en özge evlatlarının Nurhaklar'da, Kızıldereler'de, darağaçlarında, Vartinikler'de alçakça katledildiği bu dönemde O, bu ağır baskı şartları altında ona yol gösteren Marksizm bilimiyle askeri faşist diktatörlüğe karşı gerek okulda, gerekse işyerinde yılmaz bir devrimci mücadele verdi. Bu dönem faşist komandoların ona yaptığı tehditler ise, onun azmini ve kararlılığını bileylemekten öteye gidememişti. Mao Zedung yoldaş "Düşman tarafından saldırıya uğramak kötü değil, aksine iyi bir şeydir" başlıklı eserinde diyor ki: "Eğer biz düşman tarafından saldırıya uğramış isek bu iyi bir şeydir, zira bu gösterir ki biz düşmanla aramızda bariz bir sınır çekmişizdir."
O, çevresindeki herkese özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devrimi mücadelesinin programatik görüşlerinin propagandasını yapıyor, onlara tek kurtuluşun Demokratik Halk Devrimi ile olacağını, halkımızın ancak Demokratik Halk İktidarı'nda gün yüzünü görebileceğini söylüyordu. Lakin yine o, sadece bununla kalmıyordu. O, Lenin yoldaşın "Sadece sınıf mücadelesini kabul edenler, henüz Marksist değildirler. (...) Ancak sınıf mücadelesini kabul etmeyi proletarya diktatörlüğünü kabul etmeye vardıran bir kimse Marksisttir." doğru saptamalarının ışığında, bu mücadelenin aynı zamanda kesintisiz olarak proletarya diktatörlüğüne geçilmesi ve sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz dünyanın kurulması mücadelesinin sadece en basit ilk ayağı olduğunu çok iyi biliyordu.
Yine o, aynı zamanda bir proleter de olarak, çalıştığı devlet fabrikasında sınıf mücadelesinin kızışmasında yer almış, her zaman işçi sınıfının çıkarları için mücadele edip, bütün haksızlıklara ve en basit demokrasi ilkelerini bile ayaklar altına alan anti-demokratik uygulamalara karşı çıkmış, aynı zamanda mücadele de yürütmüştür. O, çalıştığı fabrikaya piyasa değerinin çok üstünde tomruklar satan Yahya Demirel isimli bir vurguncunun fabrikaya geldiği bir günde, hem bu soyguncuyu hem de bir işçi arkadaşın müdür tarafından tokatlanmasını protesto ve teşhir etmek amaçlı işçileri toplayarak bu soyguncuların halkı nasıl sömürdüklerini onlara anlatıp, onların teşhir edilmesini sağladı.
Aynı zamanda o, İbrahim yoldaşın "en geri sendikalarda bile faaliyet yürütmeliyiz" şiarı ışığında 1974 yılında Tes-İş sendika seçimlerinde AP'li işverenlerin kuklalarının kazanmaması ve demokrat nitelikli kişilerin sendika yönetimine gelmeleri için yoğun mücadeleler vermiş, bunda da başarılı olmuştur.
Onun gerek okulda, gerekse fabrikada kızıl bir yıldız gibi parıldayan mücadelesi, komprador patron-ağa devletinin korkusunun her geçen gün büyüyüp ilerlemesine neden olmuş, patron-ağaları geceleri uykusundan etmeye başlamıştır. İşte halkımızın yükselen mücadelesi karşısında doğasından gelen feodal cebri ve faşist zulmü tek kurtuluş sayan komprador patron-ağa devleti, iğrenç bir komplo kurarak Zülfikar Uralçin yoldaşı katletmeyi böylece tek çıkar yol bulur.
Göztepe Akşam Ticaret Lisesi 7/C sınıfından dersten evine dönerken 19 Kasım 1976 Cuma saat 23.30 sıralarında faşist Ülkü Ocaklı katiller, Zülfikar yoldaşımıza pusu kurup onu arkasından sardıktan sonra Zülfikar yoldaşımızı alnından vururlar. Zülfikar yoldaşımız oracıkta yere yığılır, komaya girer. Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırılan Zülfikar yoldaşımız, ameliyata alınsa da fayda etmez ve 20 Kasım 1976 Cumartesi günü saat sabah 4 civarlarında komprador patron-ağa devletinin sivil uzantısı faşist katillerinin namlularından çıkan kalleş kurşunların sonucu olarak şehit düşer.
Bu cinayet ardından faşist katiller kaçarken arkalarında bazı belgeleri düşürürler. Okullardaki öğrenci ve öğretmenlerin siyasi tercihleri ve okullardaki durum hakkında tuttukları notlarda, devrimci öğrenciler bölümünde 9 numaralı isim olarak yazılan Zülfikar yoldaşın isminin yanına "(aşırı militan)" yazılıdır. Faşist katiller, Zülfikar yoldaşımızı çok doğru tespit etmişlerdi: Aşırı militan!
Zülfikar yoldaşımızın ölümü ardından Ömer Gülşirin, Mustafa Erdoğan Çavuşoğlu, Haydar Ece ve Hüseyin Bayrak isimli faşistler tutuklanır.
1000 kişilik büyük bir kortej eşliğinde yapılan cenazesi, Selimiye Cami'den ikindi civarı kaldırılan cenazenin Karacaahmet mezarlığında defnedilip mezarı başında yapılan konuşma ve proleter devrimci selamı verilmesi ardından militan bir şekilde sonlanır.
Bu süreçte birçok devrimci ve demokrat kurum bu faşist cinayeti lanetleyip teşhir etmiştir.
İTÜ Öğrenci Aileleri Derneği Başkanı Av. İhsan Çandar, "Üniversitelerde can güvenliğinin faşist saldırganlarca ortadan kaldırıldığını" belirtip devamla "güvenlik kuvvetlerinin olaylarda tarafsız davranmadığını" ekliyordu.
İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği (İYÖD) Başkanı Paşa Güven, bu ve diğer faşist saldırılar karşısında "Ülkü Ocakları'nın sahte barış çağrılarına rağmen saldırılarını sürdürdüklerini" belirtip "Hüseyin Akdemir ile kardeşi Rıza Akdemir'in cenazelerinde bile saldırıların yapıldığını" söylüyordu.
Yine yurtsever anti-faşist anti-sosyal-faşist gençliğin eylemde birlik örgütü olan İstanbul Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (İYDGD) yaptığı açıklamada şöyle diyordu:
Dahası bu faşist katiller bulunla da yetinmemiştir. Babasının evladını sahiplenmesinden bile rahatsız olan faşist katiller, Zülfikar yoldaşımızın babası Haydar Uralçin'i de ölümle tehdit etmiştir. Gerek oğlunun öldürülmesi mevzusunda ifade vermek, gerekse davaya müdahil olmak için gittiği Kadıköy Adliyesi'nde 17 Aralık 1976 ve 30 Aralık 1976'da etrafı faşist komandolarca sarılmış, kendisi ve ailesi tehdit edilmiştir. Bunun üzerine Haydar Uralçin, Kadıköy Kaymakamlığı'na can güvenliği için 31 Aralık 1976 tarihli bir dilekçe vererek başvuruda bulunmuştur. Dilekçesinde şöyle diyordu:
Lakin bu dilekçeye verilen cevap ibret vericidir. Kadıköy Kaymakamlığı'na yazılan dilekçe, gereği yapılmak üzere önce Kadıköy Emniyet Amirliği'ne havale edilmiş, Kadıköy Amirliği'nden Erenköy Başkomiserliği'ne gönderilmiş, Erenköy Başkomiserliği'nden "kendilerinin bölgesinden değildir" diye Kozyatağı Karakolu'na sevkedilmiş, Kozyatağı Karakolu'ndan Haydar Uralçin dilekçe ile yeniden Erenköy Başkomiserliği'ne gönderilmiş, Erenköy Başkomiserliği'nden tekrar Kozyatağı Karakolu'na sevkedilmiş, Kozyatağı Karakolu ise "yapılacak bir şey olmadığını" bildirip "senin için polis ayıramayız" diyerek dilekçeyi Haydar Uralçin'e geri vermiştir. Silah taşıma ruhsatı için yaptığı başvurular da geri çevrilmiştir. Böylece devlet, sivil faşist uzantılarıyla el ele vererek aileyi yıldırmak, bu faşist cinayeti de küllendirmek istemiştir. Hoş, Haydar Uralçin davayı takip etse kaç yazardı ki? Yiğit devrimci kardeşimiz Kerim Yaman'ın babası her duruşmaya Manisa Akhisar'dan kalkıp İstanbul'a gelirken, faşist katiller duruşmaya katılmaya bile tenezzül etmiyorlardı, zira onları koruyan emperyalizmin satılmış uşağı komprador patron-ağa düzenin hakimlerinin, savcılarının olduğunu biliyorlardı. Zülfikar'ı farklı kılan bir şey mi vardı?
Faşist katiller Zülfikar Uralçin yoldaşımızı kalleşçe katlettiler ama kavgasını bitiremediler. Onun boşalan yerini onlar, yüzler, binler doldurdu. Halkımızın faşist diktatörlüğe isyanı bir çığ gibi büyüdü. "İbo Haydar, Zülfikar; KATİL İKTİDAR!" sloganı mitinglerde halkımızın öfkesi olmuştu. Yine halkımız, bu öfkesini nasıl somut bir güce dönüştüreceğini de şu sloganla ne kadar iyi kavradığını gösteriyordu: "İbo Haydar, Zülfikar; NAMLUDADIR İKTİDAR!"
Zülfikar Uralçin, mütevazi, yılmaz bir inançla militanca ve can bedeli bir mücadele yürütmüştür. Ona bu mücadele şevkini veren, yüce komünizm idealinden başka bir şey değildir. Halkımız bu evladını kaybederek büyük bir kayıp yaşamıştır. Ama onulmaz, yeri doldurulamaz bir yara değildir bu. Halkımız, darağaçlarında, çarmıhlarda kavgasından dönmeyen Börklüce Mustafalar'dan bugünlere gelen bir isyan ateşiyle yanıp kavrulmaktadır. Halkımız her yitirdiği yiğit evladının yerine, nicelerini yerleştirmiştir. Halkımız, tükenmez bir pınardır zira kitleler tarihi yaratan en biricik öznedir ve tarihin motorudur! Eskiyi yıkacak ve yeniyi kuracak olan onlardır ve bu uğurda onlar, nice yiğit evlatlar doğurur! İbrahim Kaypakkayalar, Ali Haydar Yıldızlar, Ahmet Muharrem Çiçekler, Meral Yakarlar, Atilla Özkanlar, Mehmet Kocadağlar, Zülfikar Uralçinler, Cemil Okalar, Mehmet Zeki Şeritler, İsmail Hanoğlular, Ali Yılmazlar yaratan bu kahraman halk, daha nice yiğitler yaratmıştır, yaratacaktır.
İşte biz bu gerçekliğe sarsılmaz bir inançla inanıyoruz ve biz bu yolda, Zülfikar yoldaşın alnındaki yarayı paylaşmak pahasına da olsa, kanımızın son damlası, canımızın son anına kadar emperyalizme, feodalizme, komprador kapitalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı savaşacağımıza; bağımsızlık, halk demokrasisi, sosyalizm ve yüce komünizm davası uğruna süre gelen özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devrimi mücadelesinin inanmış ve fedakar neferleri olacağımıza; komprador patronların ve toprak ağalarının faşist diktatörlüğünü tıpkı dünya halklarının mücadeleleri sonucu tarihin çöplüğüne atılan evvelleri Hitler'in, Mussolini'nin, Şah'ın, Somoza'nın, Lon Nol'un ve diğer faşist köpeklerin kanlı saltanatları gibi tarihin çöplüğüne atacağımıza; şanlı kızıl bayrağımızı ülkemizin doruklarına mutlaka çekeceğimize ANT İÇERİZ!
ZÜLFİKARLAR ÖLMEZ!
---
KAYNAKÇA
- Kitaplar:
* "Devlet ve Devrim" (1917). Lenin, Vladimir.
* "Düşman tarafından saldırıya uğramak kötü değil, aksine iyi bir şeydir" (26 Mayıs 1939). Mao, Zedung. Seçme Eserler Cilt: 6. Kranti Publications.
* "Halka hizmet" (8 Eylül 1944). Mao, Zedung. Seçme Eserler Cilt: 3. Kaynak Yayınları.
* TKP/ML Hareketi Şehitler Albümü
* "Umut 30 Yaşında - Parti ve Devrim Şehitleri Albümü 1972-2002 - Partizan". Göksu, Yıldız. / Deniz, Tuncay (derleyen). Umut Yayımcılık. 1. Baskı, Aralık 2002. ISBN: 975-7919-23-3
- Dergiler:
* "İşçi-Köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika". Kaypakkaya, İbrahim. Proleter Devrimci Aydınlık. Mayıs 1970. Sayı: 5-19.
* "Okullardaki faşist cinayet şebekelerini açıklıyoruz". Halkın Yolu. 20 Aralık 1976. Sayı: 1. Sayfa: 4.
* "Zülfikâr Uralçin – Yiğit Yoldaşı Anıyoruz". Halkın Birliği. 22 Kasım 1977. Sayı: 22. Sayfa: 14.
- Gazeteler:
* "Göztepe'de bir genç öldürüldü". Milliyet. 21 Kasım 1976. Sayfa: 1, 10.
* "İYDGD: Faşistler son saldırıları ile iğrenç yüzlerini tekrar gösterdiler." Vatan. 22 Kasım 1976. Sayfa: 2.
* "Erzincan'da bıçaklanan öğrenci dün öldü". Tercüman. 23 Kasım 1976. Sayfa: 4.
* "4 Ülkücü, bir genci öldürmekten tutuklandı". Milliyet. 27 Kasım 1976. Sayfa: 7.
* "Zülfikâr Uralçin'in babası ölümle korkutulmak istendi". Vatan. 8 Ocak 1977. Sayfa: 1, 7.
* "Kerim'in babası 4 senedir ta Akhisar'dan gelirken – Kerim Yaman'ın katilleri duruşmalara gelmiyor". Aydınlık. 2 Temmuz 1978. Sayfa: 5.
26 Ağustos 2020 Çarşamba
ÇEVİRİ | Halk Komiserleri Konseyi - Türkiye Ermenistanı üzerine kararname (11 Ocak 1918)
AÇIKLAMA
Sovyetlerin Üçüncü Kongresi, Halk Komiserleri Konseyi'nin Finlandiya'nın kesin bağımsızlığını ilan eden, İran'dan kuvvetlerinin geri çekilmesini başlatan ve Ermenistan'a kendi kaderini tayın hakkını veren politikasını benimsemektedir.
[DN1] Bu tür tarihlerde ("... (...)") parantez dışındaki takvim Jülyen Takvim (veya Eski Takvim), parantez içindeki ise Gregoryen Takvim (veya Yeni Takvim) karşılığına tekabül eder. Nasıl ki, mesela Hicri Takvim kullanılan yörelerde ve/veya dönemlerde tercihen kullanılan önce hicri sonra miladi karşılığı ise, bunda da mantık aynıdır, zira olayın yaşandığı dönemde o yörede geçerli olan takvim biçimi budur.
***
Halk Komiserleri Konseyi'nin «Türkiye Ermenistanı» Üzerine Kararnamesi
26 Temmuz 2020 Pazar
ÇEVİRİ | Peking Review - Kerala'da Hint revizyonistleri gericilere hizmet ediyor (1967)
SUNUŞ
"Çin Komünist Partisi'nin pratik olarak şu sonuçlara vardığı görüşündeyiz: (a) Parti programımız, belirli hayati yönlerde, temelden yanlıştır; (b) Partimiz tarafından ülkenin siyasi durumuna dair yapılan bütün değerlendirme ve buna dayanılarak uygulanan siyasi-taktik hat yanlış ve reformisttir; (c) Partimiz gerçek bir komünist partisi değilken, Partimizden atılan aşırıcı asiler ve onlar etrafında toplananlar gerçek devrimcilerdir; (d) ve Partimizin siyasi hattı, kamuoyunda reddedilecek kadar revizyonisttir. Bu, hiç şüphesiz, ülkemizin Partisi ve devrimci hareketini ilgilendiren ciddi bir gelişmedir. Lakin bu tatsız gerçeklikten kaçışın hiçbir yolu yoktur ve Partimiz tarafından bu farklılıkları örtbas etmek, yahut da gizlemek de ciddi bir hata olurdu.
(...)
Şimdi ÇKP'li yoldaşlar, kardeş partiler arasındaki eşitlik ve bağımsızlık konularında ikna edici bir şekilde açıkladıkları her şeyin aksine, basını ve radyosu aracılığıyla açıkça Partimizi ve onun siyasi hattını mahkum etmeyi seçti. Herhangi bir partinin başka bir partinin içişlerine karışmasına şiddetle karşı çıkan, birisinin kendi siyasi hattının diğer partilere kendi rızaları dışında empoze edilmesinden ve başkalarına dikte eden tüm çabalardan nefret eden bu yoldaşlar, fena halde Partimizin içişlerine karışıp, bizim ülkemiz ve Partimiz için kendilerinin hazırladığı bir program ve siyasi hattı dikte ve empoze etmenin doğru olduğunu düşündü.
(...)
Çinli yoldaşlar, Naksalbari'nin ihraç edilmiş aşırıcılarını Partimize ait gerçek devrimciler olarak alkışlıyor ve nitekim onların, Partimize karşı faaliyetlerine desteklerini sunuyorlar. Bölücü gruplara bu tür bir destek ve Hint devrimine önderlik etmek için onlara verilen itimat, hiçbir Marksist-Leninist örgütsel ilke ile haklı çıkarılamaz."
"(…) Eğer biz, diyelim ki Komintern Yürütme Komitesi'nde bir araya geldiğimizde Partilerimizin bazı hatalarına gözlerimizi kapasaydık, "tam görüş birliği" ve "afiyet" resmi geçidiyle mest olsaydık, partilerimizin hali nereye varırdı? Ben, böyle partilerin asla devrimci partiler olamayacağını düşünüyorum. Bunlar devrimci parti değil, mumya parti olurlardı. (…)"
***
KERALA'DA HİNT REVİZYONİSTLERİ GERİCİLERE HİZMET EDİYOR
Kerala Eyalet Hükumeti'nin üyeleri olarak, Hint Komünist Partisi [DN1] içindeki Namboodiripad ve diğer revizyonistler, Kongre [DN2] yönetimindeki merkezi hükumetin gerici ve hain politikalarına bağlılıkla sadık kalıyorlar. "Parlamenter yol", "barış içinde geçiş" üzerine çok fazla gevezelik yaptılar ama gerçekler gösteriyor ki burjuva "parlamenter demokrasisi" yapısı içerisinde kurulan Kerala Eyalet Komitesi hiçbir şekilde "halk hükumeti" değildir ve toprak ağalarının ve kapitalistlerin devlet aygıtını yıkmaksızın hiçbir şekilde bir halk iktidarı olamaz.
Hint revizyonistleri köylülerin silahlı mücadelesi karşısında kararlılıkla duruyor. Gerici hükumette yüksek mevkilerde gözleri kaldı ve [buralara] kendilerini seçtirmek istiyorlar. 1957'den 1959'a kadar süren Kerala Eyalet Hükumeti'ni kurdular. Bu yılın Mart'ındaki genel seçimlerle birlikte Kerala'nın "ikinci komünist hükumetini" hain Dange [DN3] kliği ve diğer gerici partilerle birlikte tekrardan Namboodiripad'ın başbakanlığında kurdular.[DN4]
Yeni eyalet hükumeti yönetiminde eski üretim ilişkileri dokunulmaksızın korundu. İşçiler ve köylüler kapitalistlerin ve toprak ağalarının acımasız sömürüsünde acı çekmeye devam ettiler. Bu eyalet hükumeti, sömürücülerin çıkarlarını, en başta da tekelci kapitalizmin çıkarlarını temsil ediyor ve koruyor. Nisan'da Namboodiripad'ın Birla [DN5] ile kahvaltı yaptığı ve sonrasında sermaye kodamanının eyalette madenciliğe yatırım yapma ve cam fabrikası kurmaya söz verdiği haberi geçti. Namboodiripad da karşılığında bir rayon [DN6] imalathanesi kurulması için elverişli koşulların yaratılacağı sözünü verdi.
Daha sonradan bir basın konferansında Namboodiripad, eyalet hükumetinin kapitalist özel teşebbüs hakkında politikası hakkında şöyle açıkladı: "Nihayetinde" dedi, "biz yalnızca bir eyalet hükumetiyiz… Hükumetimiz Hint (merkez) hükumeti tarafından yürütülen politikanın aynını uygulamaya mahkumdur."
Kerala hükumeti aynı pozisyonu yabancı tekellere da takınmaktadır. Bazı sendikalar yabancı sahipliğindeki plantasyonların millileştirilmesi çağrısında bulunduğunda, bu istek eyaletin endüstri bakanı (Dange grubunun bir üyesi) tarafından reddedildi. Aynı bakan daha sonradan Japon tekelleriyle eyalette ortak özel sanayi teşebbüsleri kurmak amacıyla temaslarda bulunmak için Japonya'ya gidebileceğini duyurdu.
Merkezi hükumetin faşist yönetimini uygulayan Kerala eyalet hükumetinin, toprak ağalarının ve bürokrat-komprador kapitalizmin çıkarları uğrunda faaliyet yürüten devlet aygıtının bir parçası olduğunu gösterecek birçok gerçek var. Namboodiripad, köylülerin toprağı zapt etme mücadelesini bastırmak için polis kuvvetlerini [köylülerin] üzerine sevk etti. Eyaletin endüstri bakanı işçilerin kapitalistleri sıkıştıracak mücadelelerde yer almalarını yasakladı ve polisi onları bastırmak için üzerilerine yolladı.
Kerala aşırı tahıl kıtlığından muzdarip. Geniş kitleler gerçek bir toprak reformu talebinde bulunuyor ama Namboodiripad'ın gıda sorununun çözümü yöntemi, toprak sahipliği düzeni üzerinde kökten bir değişiklik yerine merkezi hükumetten yardım dilenmek.
Namboodiripad açıkça Hint merkezi hükumetinin planlamasının "daha da ilerici bir içeriğe" sahip olduğu müddetçe kademeli olarak "ülkeyi sosyalist bir hedefe koyma" olasılığının mevcut olduğunu ilan etti. Bu safsata, yeni bir tanesinin yaratılmasından ziyade yalnızca burjuvazinin siyasi aygıtını mükemmelleştirmek gereklidir diyen eski türde revizyonist Kautsky'nin bayat mallarından başka bir şey değildir.
Kerala hükumeti aynı zamanda Birleşik Devletler emperyalizmiyle de flörtleşiyor. Hükumetin gıda bakanı yüzsüzce "Vietnam'ı bombalayan ABD'den olsa bile" [ABD'den] pirinç almaktan memnun olacağını ilan etti.
Bizzat Namboodiripad'ın kendisi Birleşik Devletler emperyalizminin uluslararası ajanlarının savunucusu ve muhafızı olarak hareket etmektedir. Birleşik Devlet "Barış Gücü"nün CIA tarafından kontrol edildiği herkesçe bilinmektedir. Yine de Namboodiripad 27 Mart'ta Kerala Eyalet Meclisi'nde "Barış Gücü" üyelerinin eyalette casusluğa karıştığını reddetti. O, bu Birleşik Devletler ajanlarını "endüstri, sağlık, hayvancılık ve eğitim alanlarında geliştirme çalışmalarında teknik destek" veren kişiler olarak nitelendirdi.
Hint Komünist Partisi içindeki devrimciler ve devrimci kitleler, revizyonist hattı izleyen ve Hint halkının devrimci mücadelesine ihanet eden Namboodiripad ve diğerlerine kararlılıkla karşı çıktı. Şubat'ta Namboodiripad "revizyonist ve halk düşmanı faaliyetlere dahil olduğu" için Kerala'nın başkenti Trivandum'da [kitleler ve devrimcilerce] reddedildi. Temmuz'un ikinci yarısında Hint Komünist Partisi'nin devrimcileri ve kitleler, Kerala'da Namboodiripad ve diğerlerinin baskısına karşı koymak amacıyla geniş çapta bir açlık karşıtı mücadele yürüttüler.
Yüce Mao Zedung Düşüncesi'nin ve Marksizm-Leninizmin görüşlerinin, Mao Zedung'un Hindistan devrimine dair fikirlerinin yayılması için Hungçi ve Renmin Ribao makalelerini içeren bültenler yayınladılar. Bütün bunlar Namboodiripad ve diğer revizyonistlerin gerçek renklerinin ortaya çıkarılmasına ve siyasi tecritlerinin yoğunlaşmasına hizmet etti.












