9 Haziran 2022 Perşembe

BELGE | Parti Yolu - Türkiye Proletaryasının önderi İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ölümsüzdür (Mayıs 1980)

 ÖN AÇIKLAMA

Bu sunduğumuz belgenin aslı bizde yok, belgeyi bir mezat sitesinde geçmiş bir ilanda bulduk.[1] Burada sunulan görüşler, daha sonradan kendisine TKP (M-L) — Yeniden İnşa Örgütü (TKP (M-L) — YİÖ) diyecek olan, TKP/M-L Hareketi'nin "1 Ağustos Hizbi" dediği,[2] Halkın Birliği-Partinin Yolu tasfiyecilerinin 1980 itibariyle olan görüşleridir. Belge önemlidir zira, 1 Ağustos 1978 (40 No'lu sayı) sonrası yaşanan ayrışmada HB'yi elinde tutan hizip, 1978 sıkıyönetimleri ile çökmüş, 51. sayıdan sonra HB'yi çıkaramamıştır. Yine teorik yayın organları olan Partinin Yolu (HB gibi bu da sahibi Hayrabet Honca vasıtasıyla o da bu tasfiyeci kanadın elinde kalmıştı)[3] dergisi de bildiğimiz kadarıyla Ağustos 1978 No. 2 (3 olmalıydı)[4] sonrası çıkmamıştır. İllegal yayınlarının olup olmadığına dair de bir bilgimiz olmadığından,[5] belgenin hiç yoktan İK'yi, Mao'yu ve devrimin yolunu tahlil anlayışını yansıtmasından kaynaklı önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bu hizip nasıl doğdu?

Partimizin gelişip güçlenmesi sonucu HB hareketi her geçen gün daha da erirken, İrfan Çelik'in tutsaklığı dolayısıyla KK Sekreterliği'ne atanan Cemo (müstear ismi) isimli şahıs, başta Parti tezlerinden aşırma bir kritik yaptı, hizip örgütledi. Bu hizip daha sonradan Cemo hapse girip çıktıktan sonra kendileriyle yürümeyince önderinden yoksun şekilde devam etti.

1. Konferans'ımızda seçildiği MK'den sonradan Mayıs 1978'de istifa eden ve R-S Hizbi şeflerinden olan Baki İşçi kaçkınının HB'ye geçişinden sonra bu kaçkın, bu akımın liderlerinden oldu. Bu akım, Partizan'ın Türkiye devrimci hareketinde bir güneş gibi Haziran 1978'de doğmasıyla düşük yaptı ve 1 Ağustos 1978'de HB ortadan ikiye yarıldı: Halkın Birliği ("1 Ağustos Hizbi", "TKP (M-L)-YİÖ") ve Devrimci Halkın Birliği ("İnkarcı tasfiyeciler", "TKP/M-L Hareketi").

HB tasfiyecilerinin hepten TKP (M-L) çizgisini inkarda seviyeler atlamasına karşılık bunlar, (bizzat kendilerinin de öznesi olmasına rağmen) HB'nin geçmişindeki yönelimi de kullanarak "sağcıların İK yoldaşı ve örgüt çizgisini tasfiye" ettiği gibi tezlerle HB'yi topa tutmuş, daha ortodoks ama yine eleştirel pozlarla, Partizan'ın tezlerinden aşırmalarla bir siyaset inşa etmeye çalışmıştır. Hiçbir zaman gelişemeyip sadece gelecekteki DHB'den Partizan'a akışın önünde set olup ara dalga görevi oynayan bu akım sürekli erimiş, 1978 sıkıyönetimleri ile iyice küçülmüştü. Sonradan şeflerinin 12 Eylül'de çözülmesiyle neredeyse bir gecede çökmüş, 12 Eylül sonrası düzgün bir çıkış sağlayamamış (12 Eylül sonrası çıkardıkları dergi Meşale'ydi), sonra da kapağı 1976-8 arasında tutturdukları Proleter Devrimcilerin Birliği türküsünün bir ucuz tekrarına '80'lerin sonunda atarak, nihayetinde 1995'te muradlarına ermiş ve MLKP'nin kuruluşuna katılmışlardır.

İroniktir ki aslında bu hainlerin çizgisi, Mao Zedung ve MZD meselesi hariç, bizim şimdiki tireli hainlerin çizgisine çok benzemektedir. Onlar da TKP (M-L)'nin ve önderi İK'nin imajını istismar için, Nisan 1976'da 3 sayfalık yazıda Türkiye için geri-kapitalist derken, HB'nin çıkış sayısında laf arasında "yarı-feodal" demek zorunda da kalmıştı. Bu HB kliği de, DHB kliğine karşı bunu argüman yapıp, kendilerinin Türkiye'de hakim üretim ilişkisi kapitalisttir tezini asla dillendirmediklerini kanıtlamaya çalışıyorlardı![6] HB ve DHB şefleri, öyle veya böyle nihayetinde ağızlarındaki baklayı çıkardılar, Türkiye'nin yarı-feodal olduğunu reddettiler. Tireli hainlerse henüz ağızlarındaki baklayı çıkarmadılar, merakla o günleri de bekliyoruz.[7]

Bu belge hem 12 Eylül'den neredeyse hemen önce oluşu, hem de hemen hemen her kilit konuda kısaca değindiği için yayınlanmayı hak ediyor. Bazı konulara metin içinde değinmeyeceğiz, mesela İK yoldaşın bizzat kendisi devrimin temel nitelikleri arasında niye millilik olmadığını belirtmesine rağmen bunların ona "MDHD" (ve hatta "MDD"!) dedirttiği gibi veya her kötü şeyi "Mao Zedung Düşüncesi kaynaklı" göstermeleri gibi.[8] Bunları bilinçli okuyucuya bırakıyoruz.

Dileriz okurlarımız, TKP (M-L) tezleri ne kadar aşırılırsa aşırılsın, anti-TKP (M-L) zehrin sonuçta yozlaşmaya ve anti-İK çizgiye vardığı konusunda görüşlerimizin temelini bu yazıyı okuyarak anlarlar.

Dün HB, DHB, BP vb. oportünistler "kendi görüşleri yok, dogmatikçe İK'yi savunuyorlar" diyorlardı, bugün de envai çeşit oportünist akım aynını diyor. Bizim kendi görüşlerimiz olmadığı kuyruklu bir yalandır da, böyle olsa dahi en azından Türkiye devrimine ihanet tezlerini değil, onun yolunu çizenin tezlerini savunuyoruz. Siz yüreğiniz varsa çıkıp O'na anti-Marksist deyin.[9]

Türkiye proletaryasının önderi, Başkan Mao önderliğindeki Uluslararası Komünist Hareket'in çizgisinin sadık savunucusu İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ölümsüz anısına sonsuz saygıyla.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.06.10

[2] Sebebi, Halkın Birliği'nin ayrışma öncesi çıkan ve ayrışmayla birleşen 40. sayısının tarihinin 1 Ağustos 1978 oluşudur.
[3] Genelde Hayrabet Honca'nın çok ileri gelen, çok bilinen, hatta MLKP sitesinde MK üyesi diye geçen bir devrimci oluşu zikredilir. Oysa ki Hayrabet Honca, bunların kendi ayrılıkları öncesinde MK üyesi falan değildir. Zaten derginin sahipliğini MK üyesi birisine vermek saçma bir harekettir, zira bu kişiler zaten derginin yiyeceği kovuşturmaların öznesi olacak, yani "feda edilecek" kişilerdir. Aldığı görev itibariyle ve önderlikle ilişkisi gelişeceğinden hiyerarşide konumu zamanla tabii ki yükselir ama ileri bir kadro oluşu, önder kadro olduğu anlamını doğurmaz. Zaten Hayrabet Honca'ya da teklif, kendisi taraftarken gelmiştir, o da tevazu ile başına gelebilecekleri bilmesine rağmen bu görevi kabul etmiştir. Ayrılık sonrasında kendi grubu içerisinde "MK üyesi" olup olmadığını bilemeyiz ama dediğimiz meseleden dolayı pek olası gözükmüyor. Bir MK üyesi, olsa olsa, derginin örgüt tarafından atanmış yazı kurulundan birisi veya onunla ilişkiyi sağlayan kişi olabilir.
[4] Buradaki yazımın bir baskı hatası mı, yoksa ayrılık sonrası derginin önceki Nisan 1978 tarihli sayısını reddettiği gibi bir anlamı mı taşıdığı sorunu doğurur, bizim bu konuda bir bilgimiz yok.
[5] Bir konuya değineceğiz. Bilindiği gibi bunların legal teorik yayın organı "PARTİNİN YOLU" (merkezin/DHB'ninki ise "PROLETER DEVRİMCİ PARTİNİN YOLU") idi. Partinin Yolu, 12 Eylül sonrası TKP/M-L Hareketi'nce teorik yayın organı olarak illegal çıkartılmaya devam edildi. Lakin burada bildiri, "PARTİ YOLU" imzasıyla yayınlanmıştır. Acaba bundaki gerekçe, basit bir dizgi hatası mıdır, yoksa bunların "PARTİ YOLU" ismiyle bir de illegal dergileri de mi vardı? Biz bunu bilemiyoruz. Lakin dikkat çekmek isteriz ki, bildiride açıkça "TKP/M-L" "örgütümüz" vb. ifadeler vardır ve baskı yeri ibaresi yoktur. Bundan yola çıkarak biz, bunun illegal bir bildiri olabileceği yorumunda bulunuyoruz. Eğer bildiri illegalse, "PARTİ YOLU" ismi de illegal olmalıdır.
[6] "Oportünizm ve inkarcılık yıkılacak, proletarya partisi kurulacak! (6) - Mızrağın ucu çuvala sığmaz". Halkın Birliği. 24 Ekim 1978. Sayı: 47. Sayfa: 7.
Bu tasfiyeci kliğin bir de geçmiş eleştirisi var ki evlere şenlik. Bunlar tipik 1972'de parti kurulmadı, 1974'te hareket düzgün önderlikten yoksundu, 1976'da tam bir ileri atılım eşiğindeyken hizipçiler örgütü böldü teranelerini söylerken, laf arasında o dönemki M-L Muhalefeti de "siz 1974'lerde niye düzgün pratik ortaya konmasını sağlamadınız" diye eleştiriyorlar. Pes doğrusu! Partimiz bunların hattını eleştirirken "kendi yapamadıkları işlerden ve yaptıkları hatalardan utanmadan partiyi sorumlu tuttular" mealli değerlendirmesiyle haklılığını bir kere daha kanıtladı. Lakin bir şeyi doğru ortaya koyuyorlar, "Meselenin özü parti varmıydı [sic], yokmuydu [sic] değil, ideolojik siyasi çizgidir." (sayfa: 7) Eh, mesele sadece bu değildiyse, bir zahmet meş'um Nisan toplantısında partiye nasıl darbe yaptığınızı ve 3 sayfalık yazıda hangi görüşler olduğunu da yazsaydınız keşke, hani hiç savunmadığınız görüşlerin olduğu! Akıllara durgunluk veren bu "eleştiri" için bkz: "Geçmişe kısa bir bakış". Halkın Birliği. 6 Aralık 1978. Sayı: 50. Sayfalar: 6-7, 9.
Dahası yine bir yerde hem İK'ye hiç küçük-burjuva demedikleri, hem de sosyo-ekonomik yapıyı hep yarı-feodal saydıklarını iddia ettikleri en garabet bir yazı için bkz: ""Partizan"dan Güney dergisine "Açık Mektup["] ve bazı iftira ve çarpıtmalar üzerine". Halkın Birliği. 19 Aralık 1978. Sayı: 51. Sayfalar: 6-7, 11.
Buradan kendilerine ilettiğimiz dergileri tarayıp internete koyarak kamuya açan ve tekrar bize iade eden TÜSTAV emekçilerine teşekkür ederiz.
[7] Belki de Türkiye'de devrim mücadelesini biçim olarak dahi tamamen inkar etmiş bu hainler, bu konuda görüşlerini hiç açıklamayacaklar! Gerçi onlar "1. Kongre" dedikleri revizyonist toplantıda bunun temelini sinsice attılar ama kitleleri kandırmak için yalan demek bu bayların çok ar edeceği bir mesele değildir. Yine de biz inanıyoruz ki ama öyle ama böyle, bu baylar da nihayetinde ağızlarındaki baklayı çıkaracaklar ve dün HB, DHB, bugünse MLKP, MKP vb. oportünistlerin yaptıkları gibi İK'yi hep iddia ettikleri aziz derecesine indirme işini yapacaklardır. Zaten aksi imkansızdır, birisini aziz, put, ikon vb. ilan edecek olan onun görüşlerini aktif savunanlar değil, onun görüşlerini reddedip imajından parse toplamaya bakanlardır.
[8] İşin komik yanı ÇKP, İK yoldaşın da etkilenip devşirdiği HKP (M-L)'nin bir veya birden fazla bölgede KSİ kurulmadıkça HBC kurulamaz görüşünü eleştirmiştir. Öyle bir ÇKP ve MZD ki, yanlış fikir olarak görüyor, eleştiriyor ama yine de kaynağı bu! Bayların delüzyonellik seviyesi buradan bile belli oluyor.
[9] En azından BP şefi İsa Güzel, bunu bir yerde ağzından kaçırsa da itiraf edebiliyordu ("Tarihe Not: Akılda Kalanlar (1976-1980)". Ünal, İbrahim. Ayrıntı Yayınları. 1. Baskı, 2020. Sayfa: 161.): "Esasında GKK'ye dogmatik sol demek de doğru değil. Dogmatik sol Marksist görüşleri kitabi olarak savunur, gelişmeleri reddeder vb. Bunlar Marksizm'i savunmadılar ki. Kitabi olarak savundukları[,] 'İbrahim'in 11 İlkesi' idi. Boş ajitasyondu."
GKK hizbinin İK'yi hem teorik hem de pratik olarak ne kadar temsil ettiği bir yana (eğer halen daha sağsa, itirafçı şefimiz Vecdi Tapşın'ın kulakları çınlasın), bayımız ne güzel itiraf ediyor. "İK'nin 11 ilkesi Marksizm değildir, boş ajitasyondur". Dogmatizm, Marksizmin canlı özünü reddeden anti-Marksist bir "Marksizm" maskeli küçük-burjuva akımıdır. Eh, kitabi olarak savunulan Marksizm değil de İK ise, demek ki İK, Marksist değildir. Bütün oportünistler gibi "devlet ve devrim konusunda doğru görüşler savundu" gibi artık ayırt edici olmayan ayrımlar üzerinden yalandan İK savunan baylarımız, İK'yi savunmadıklarını kabul ettiler. Gözümüz aydın.


EK


4. ve 5. dipnotlar ve eksik-hatalı belirtilen bazı hususlara dair düzeltme:
1) 4. dipnotta şöyle demişiz:
"Buradaki yazımın bir baskı hatası mı, yoksa ayrılık sonrası derginin önceki Nisan 1978 tarihli sayısını reddettiği gibi bir anlamı mı taşıdığı sorunu doğurur, bizim bu konuda bir bilgimiz yok."
Bu tasfiyeciler ayrılık sonrası en az iki sayı Partinin Yolu çıkardılar (Sayı: 2. Ağustos 1978.; Sayı: 3. Ocak 1979). 4. dipnotta belirttiğimiz bilgi eksikliğinden doğan ikiliğin doğrusu, baskı hatası değil, önceki sayıyı tanımadıklarıdır.
2) 5. dipnotta şöyle demişiz:
"... bildiri, "PARTİ YOLU" imzasıyla yayınlanmıştır. Acaba bundaki gerekçe, basit bir dizgi hatası mıdır, yoksa bunların "PARTİ YOLU" ismiyle bir de illegal dergileri de mi vardı? Biz bunu bilemiyoruz. ..."
Parti Yolu, HB hizipçilerinin 1979 civarı çıkardıkları legal yayındır. "Örgütümüz" demeleri illegal olduğundan değildir, dergi legaldir. HB 51. sayı sonrası periyodik-numaralı çıkmamış, çeşitli dönemlerde özel sayı çıkmıştır, bundan sonra ise Parti Yolu isimli dergiyle HB, yeni ambalajıyla piyasaya sürülmüştür. Yani bildiri, teorik dergi olan Partinin Yolu adına çıkmamış, HB'nin yerine geçen siyasi dergi Parti Yolu adına çıkmıştır. Baskı hatası yoktur.
Bu bilgileri edinmemizi sağlayan dostumuza teşekkür ederiz.
Bunlardan başka sunuş yazımız ufak düzenlemelerden geçirilmiştir.
 
İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2023.08.26.

***

Bildirinin önlü arkalı yüzü.

Türkiye Proletaryasının önderi İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ölümsüzdür

7 yıl evvel (18 Mayıs 1973) günü acısı yüreklerimizi yakan bir haber yayıldı ülkemizin dört bir yanına. Türkiye proletaryasının komünist önderi İbrahim KAYPAKKAYA, 12 Mart'ın faşist cellatları tarafından alçakça katledildi. Eğilmeyen başı, eritilemeyen iradesi, halka, devrime ve komünizm davasına olan sarsılmaz bağlılığı, Marksizm-Leninizme olan inancı, onun savunduğu Marksist-Leninist görüşleri yok etmek istediler faşist cellatlar.

Görülmemiş zulüm ve zorbalıklar sökmedi, ellerini kollarını kestiler, tırnaklarını çekip tarihin tanık olduğu zulüm örneklerinin en barbarcasını uyguladılar 3.5 ay. Ama nafile, bir tek kelime alamadılar ağzından, teslim alamadılar onu, çılgına döndüler, küçüldüler karşısında, diz çöktüler, yalvardılar, fakat sonuç değişmedi. Faşist cellatlar kurşuna dizerek önderimizin kanını kendisinin yükselttiği proletaryanın kızıl bayrağını daha da kızıllaştırmak için döktüler Diyarbakır mapushanelerine.

18 Mayıs 1973'te önderimizin bedenini toprağa, acısını sınıf kinine dönüştürerek, anısını sonsuza kadar kavgamızda yaşatmak üzere kalbimize gömdük ve mücadelesini halkımıza armağan ettik.

Önderimiz, fikirlerini yolumuzu aydınlatmak, silahlarını kavgayı devam ettirmek, soylu direnişini elimizde kızıl bayrak ederek şehit düştü bu kavgada.

Başladı çapada [sic] devrimci kavgaya[,] karşı koydu, faşist zulüm ve zorbalığa, karşı çıktı emperyalist sömürü ve yağmaya. Koştu köylülerin toprak ve özgürlük kavgasına[,] en önde karşı koydu köylüler üzerindeki jandarma zulmüne, karıştı Demir-Döküm, Gıslaved işçilerinin arasına, işçi sınıfımızla beraberdi 15-16 Haziran direnişinde.

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş halkı devrim için örgütlemek ve seferber etmek için bıkmadan[,] usanmadan mücadele etti. İşçi sınıfının bilimi olan marksizm-leninizmi derinden kavramaya, kavradıkca [sic] da hayata uygulamaya, onu yanlış görüşler karşısında savunmaya çalıştı. Zaman ilerledikçe marksist-leninist teoriyi daha derinden kavradı ve her türden revizyonizme ve oportünizme karşı savunur hale geldi. Bu mücadele nihayet 1972 yılında doruk noktasına ulaştı. İçerisinde yer aldığı TİİKP (bugünkü TİKP) revizyonistlerine karşı marksizm-leninizm bayrağını yükseklere kaldırdı. Türkiye proletaryasının öncü örgütü TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST-LENİNİST Örgütünü kurarak bütün varlığıyla kendisini bu mücadelenin içine attı. Halkı örgütlemek ve devrime önderlik etmek için faaliyetlerini yürüttüğü bir sırada, 24 Ocak 1973'te yoldaşlarıyla birlikte kaldığı Vartinik komünde, faşist diktatörlüğün askeri güçlerinin saldırısına uğradı. Bu saldırı sırasında Dersim halkının yiğit evladı Ali Haydar Yıldız yoldaşımız şehit düştü. İbrahim Yoldaş'ta [sic] yaralı olarak kaçtı. Ancak 5 gün sonra tekrar faşist güçlerin eline düştü. Fehmi Altınbilek komutasındaki faşist güçler, onu yaralı haliyle yalınayak karlı buzlu yollarda kilometrelerce yürüttüler.

12 Mart'ın askeri faşist diktatörlüğü ona yakalandığı andan alçakça katlettiği 18 Mayıs 1973'e kadar, akıl almaz işkenceler uyguladılar. Bedeninde denemedikleri hiçbir işkence yöntemi kalmamıştı. Üç buçuk aydan fazla süren bu işkenceler yıldırmamıştı Kaypakkaya yoldaşı. O[,] bir komüniste yaraşır soylu bir direniş örneği verdi faşist cellatlar karşısında. Destanlar yarattı.

İbrahim yoldaş[,] faşist cellatlar karşısında şöyle haykırıyordu: «Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım marksist-leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım» (21 Nisan 1973, TKP (M-L), TİKKO, TMLGB Dava Dosyası'ndan.)

12 Mart'ın askeri faşist diktatörlüğünün cellatları bu çelikten iradeli komünist karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Ona boyun eğdirememeleri onları daha çok azgınlaştırdı. Karşısında acizleşmelerini bir türlü sığdıramadılar içlerine, kendisi ve fikirleri hakkında şu değerlendirmeyi: «Türkiye'deki komünist mücadelede şimdiki halde en tehlikeli olan İbrahim KAYPAKKAYA'nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metodları [sic] için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye'ye uyarlanması diyebiliriz» (TKP/M-L Dava Dosyasındaki MİT Raporlarından) yapıyorlardı. Kendisine[,] fikirleri faşist diktatörlük için bu denli tehlikeli olan bu yiğit komünisti yok etmek istiyorlardı. Başında Yaşar Değerli adlı faşist cellatın [sic] bulunduğu cellatlar[,] yiğit yoldaşımızı 18 Mayıs 1973 günü kurşuna dizerek alçakça katlettiler.

İBRAHİM KAYPAKKAYA YOLDAŞIN SOYLU VE ŞANLI DİRENİŞİNİ KENDİMİZE ÖRNEK ALALIM.


İbrahim yoldaşı[n] faşist cellatların işkencehanelerinde takıntığı [sic] komünist tavır, başta onun sadık izleyicileri yoldaşlarımız ve tüm devrimciler tarafından örnek alınması gerekir. İbrahim yoldaşın canı pahasına bize bıraktığı bu örnek tavır, her komünist devrimcinin ve devrimcinin işkencede ve mahkemede devam ettirmesi gereken tavırdır. 

Kaypakkaya yoldaşımızın işkencedeki tavrı, onun sınıf niteliğinin, siyasi düşüncelerinin bir devamıdır. Onun işkenceciler karşısındaki tavrı[,] marksist-leninist çizgiyi savunmasından[,] komünist olmasından kaynaklanıyordu. Yoksa birçok oportünist akımın yaptığı gibi sadece bir halk kahramanının yiğit bir direnişi olarak değerlendirmek[,] onun özünü boşaltmaktan başka birşey [sic] değildir.

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın bıraktığı bu komünist gelenek, çeşitli Milliyetlerden Türkiye halkı ve devrimcileri üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Mücadelesi derinden halka malolmuş [sic] ve güçlü bir  saygı yaratmıştır.

Önder yoldaşımızı faşist cellatlar karşısında, halkın yüz akı, onurudur, onun haklı davasının[,] halkın bitmez tükenmez ve yenilmez gücünü[,] çelikten bir iradeyi, halk için ölmenin yüceliğini temsil etmiştir.

KAYPAKKAYA yoldaş faşizmin zindanlarında DİMİTROV tavrı takınmıştır.

Başta komünist yoldaşlarımız olmak üzere tüm devrimcilerin uyması gereken bir KAYPAKKAYA tavrı vardır. Bu, ser verip sır vermemek, ölmek ama yenilmemek, teslim olmamak, halkın onurunu, yenilmez gücünü ispatlamak[tır].

KAYPAKKAYA tavrı, ülkemiz devrimcileri içinde kök salmıştır. PİR AHMET Solmaz, M. Zeki ŞERİT, SELAHATTİN DOĞAN, İ. GÖKHAN EDGE adlı devrimciler hep KAYPAKKAYA yoldaşın tavrını kendilerine örnek alarak direnmiş, faşistler karşısında devrimci onurlarını korumuş, sır vermemişlerdir.

Her şart altında uyulması gereken, hele hele faşist zulmün bugün alabildiğine yoğunlaştığı bu dönemde daha da önem kazanan işkencede tutum sorununda, tüm devrimciler kendisine KAYPAKKAYA tavrını örnek almalı, eğitmeli ve uygulamalıdırlar. KAYPAKKAYA tavrı köklü bir gelenek, bir ilke haline getirilerek yaygınlaştırılmalıdır. 

OPORTÜNİZM, İNKARCILIK VE İSTİSMARCILIK YIKILACAK, İBRAHİM YOLDAŞ ÖNDERLİĞİNDEKİ TKP/L'İN [sic] ÇİZGİSİ ZAFER KAZANACAKTIR!..


İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğindeki TKP/M-L'in [sic] çizgisi, uzun, zorlu mücadelelerle oluşmuştur. Bu TİİKP revizyonizmi başta olmak üzere, TİP, Mihri Belli revizyonizmine, THKO, THKP-C gibi küçük-burjuva maceracı akımlara karşı iki yılı aşkın bir mücadele sürecinde oluştu. Gerek bu oluşum süreci içerisinde, gerekse oluştuktan sonra, oportünist ve revizyonist saldırılar aralıksız devam etti. 

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın önderliğindeki TKP/M-L'in [sic] çizgisi, Mustafa SUPHİ önderliğindeki TKP'den sonra Türkiye'de oluşan ikinci Marksist-Leninist çizgiydi. TKP/M-L, Mustafa SUPHİ TKP'sinden sonra ikinci komünist örgüttü. 

İbrahim yoldaş önderliğinde TKP/M-L, Marksizm-Leninizmin en temel sorunlarından olan devlet, devrim, emperyalizm, proletarya diktatörlüğü altında devrimin devam ettirilmesi, Proletarya enternasyonalizmi vb. lerini [sic] doğru tarzda kavradı ve kararlılıkla savundu. 

Marksist-Leninist teoriyi diyalektik ve tarihi materyalist bakış açısıyla kavrayan örgütümüz TKP/M-L, onu ülkemiz somutuyla doğru bir tarzda birleştirdi. 

Örgütümüz ülkemizin emperyalizmin yarı-sömürgesi, feodalizmin tasfiye edilemediği, emperyalizme bağımlı komprador kapitalizmin var olduğu, feodalizm ve komprador kapitalizmin içiçe [sic] geçtiğini doğru bir biçimde ortaya koydu. Bu nedenle ülkemizin Milli Demokratik Halk Devrimi aşamasında olduğunu, devrimimizin hedeflerinin, emperyalizmin, komprador kapitalizm ve feodalizm olduğunu, devrimimizin dostlarının işçi sınıfı, köylülük, şehir ve köy küçük burjuvazisi ve geçici ve şarta bağlı olarak orta burjuvazinin «sol» kanadı olduğunu ortaya koydu. Devrimde proletaryanın önderliğini kayıtsız şartsız savundu.

Devrimimizin üç temel silahı olan Parti, Ordu, Cephe, ilişkisini doğru olarak kavradı. Ancak Cephe'nin kuruluşu konusunda, «bir veya birkaç bölgede kızıl siyasi iktidar kurulmadan birleşik cephe kurulamaz» şeklindeki anti-Marksist, «Mao Zedung düşüncesi»nden kaynaklanan yanlış bir anlayışıda [sic] savundu. Böyle bir yanlış taşımasına rağmen Parti, Ordu, Cephe konularında Marksist-Leninist görüşler savundu.

Ülkemizin sosyo-ekonomik yapısını doğru değerlendirdi. Türkiye'deki kapitalizmin[,] emperyalizmin uzantısı komprador kapitalizm olduğunu, tekelci nitelik taşıdığını, üretici güçlerin gelişmesi önünde engel olduğunu ortaya koydu. Feodalizmin önemli bir güç olarak var olduğunu, komprador kapitalizm ile içiçe [sic] geçtiğini, feodalizmin varlığının ancak özü toprak devrimi olan MDD ile ortadan kaldırılacağı doğru görüşlerini savundu. Feodalizmin gücünü abartan, kapitalizmin gelişim seviyesini küçümseyen yanlış bir değerlendirmede [sic] yaptı.

Ülkemizde faşizmin sınıf muhtevasını, tanımını ve faşizme karşı mücadele sorununda tamamen doğru görüşler ortaya koydu. Kitleleri faşizm karşısında silahsız bırakan ve orduya belbağlayan [sic] tüm oportünist ve revizyonist teorileri yerle bir etti. Faşizme karşı mücadelenin bir iktidar mücadelesi olduğunu savundu ve pratiktede [sic] buna uygun davrandı.

Milli meselede Türkiye devrimci tarihinde en ileri adımı attı. Ulusların kendi kaderlerini kendi tayin hakkını kayıtsız şartsız savundu. Kürt ulusu üzerinde uygulanan yoğun Milli zulme karşı amansız mücadele etti. 50 yıllık hakim ulus şovenizmine ağır darbeler indirdi. Kürt Milli meselesinin gerçek çözümünün proletarya devrimine bağlı olduğunu ortaya koydu. Ancak bunun yanında milli meselenin özünün bir «pazar» meselesi olduğu şeklindeki yanlış anlayışıda [sic] barındırdı.

Türkiye tarihini doğru bir biçimde değerlendirdi. Türkiye devrim tarihini doğru olarak değerlendirdi. Mustafa SUPHİ TKP'sinin Marksist-Leninist olduğunu, M. SUPHİ yoldaşın katledilmesinden sonra partiyi ele geçiren Şefik Hüsnü'nün oportünist bir hat izlediğini, TKP'nin bundan sonra oportünist bir parti haline geldiğini, 1960'daki modern revizyonist ihanetle birlikte TKP'nin sosyal-faşist bir parti haline geldiğini ortaya koydu. M. SUPHİ TKP'sinin mirasçısı olduğunu savundu.

Çelişmeler sorununda genel bir doğru bir kavrayışı olmasına rağmen ülkemiz somutu için yaptığı «dört başlıca çelişme» ve «Feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişkinin baş çelişkidir» tespitleri doğru değildir. Oysa ülkemizde, emperyalizm (S.E. dahil) komprador burjuvazi, toprak ağaları ile çeşitli milliyetlerden Türkiye halkı arasında bir temel çelişme vardır. Baş çelişme ise bugün komprador burjuva toprak ağalarıyla çeşitli milliyetlerden Türkiye halkı arasındaki çelişmedir.

Ülkemizde Sovyet modern revizyonizmine karşı en ilk ve Marksist-Leninist temellerde tavır aldı. Kruşçev - Brejnev modern revizyonistlerinin tezlerinin niteliğini doğru tarzda kavradı ve onun ülkemizdeki temsilcileri olan T'K'P, TİP, Mihri Belli ve bunlarla özde bir farkı olmayan TİİKP revizyonistlerine karşı tavizsizce mücadele yürüttü.

Devrimin kitlelerin eseri olduğunu tavizsizce savunan örgütümüz TKP/M-L[,] devrimin şiddet yoluyla mevcut devlet mekanizmasını halkın [uzun] süreli silahlı savaşı yoluyla parçalayacağını doğru olarak ortaya koymasına rağmen, Mao Zedung'un anti-Marksist «Halk Savaşı» teorisi'nden güçlü bir şekilde etkilendi.

Ülkemizin Somut şartlarına uygun düşen mücadele biçimleri ve taktikler geliştirmek yerine, salt askeri bir bakış açısı olan proletaryanın önderliğine götüren Çin «Halk Savaşı»ndan önemli ölçüde etkilendi ve dogmatikbir tarzda onu ülkemize uygulamaya çalıştı.

Gerek mevcut somut durumun sübjektivist tahlili gerekse anti-Marksist «Mao Zedung Düşüncesi»nden bu etkilenmeler örgütümüzün «sol» taktik bir çizgi, yani «sol» bir kitle çizgisi izlemesine ve sonuçta geçici olarak yenilgiye uğramasına yolaçmıştır [sic].

Örgütümüz, kapitalist Çin'i «Sosyalist», Revizyonist, ÇKP'ni [sic] «Marksist-Leninist», Revizyonist Mao Zedung'u «usta»[,] Revizyonist «MZD»ni [sic] «Marksist-Leninist bir düşünce», ÇKP'ni [sic] «Uluslararası Komünist hareketin önderi»dir şeklinde tamamen yanlış değerlendirmeler yapmıştır.

Örgütümüz TKP/M-L['nin,] bünyesinde taşıdığı küçük burjuva zaaflarından ötürü, subjektif tespitler yapması ve doğmatizmin bir ürünü olarak bazı yanlış tahlilleri benimsemiş olmasına karşın, onun çizgisi Marksist-Leninist bir çizgiydi.

Parti programına tekabül edecek düzeydeydi. Örgütsel planda partinin kuruluş çalışmaları içerisinde olan ancak henüz bütünüyle hazırlıklarını tamamlayamamış olan parti öncesi komünist bir örgütsel yapıya sahipti.

Örgütümüz TKP/M-L[,] ortaya çıktığı günden itibaren bütün Oportünist ve Revizyonistlerin hedefi olmuştur. Bu saldırı dün olduğu gibi bugünde [sic] devam etmektedir. Bu saldırılar hem «içten» (!) hemde [sic] dıştan yapılmıştır ve yapılmaktadır. Sözüm ona onun görüşlerini «Savunduğu»nu iddia eden D. H. Birliği ve Partizan adlı biri oportünist inkarcı diğeri istismarcı iki grup bu anlamda ona «içten» (!) saldırmaktadır. Bu gruplanın ihanetçi ve istismarcı önderleri, tabanlarının TKP/M-L'yi O'nun önderi İ. Kaypakkaya yoldaşa olan saygı ve bağlılıklarını en iğrenç bir biçimde sömürerek, ama en adi bir biçimde saldırarak ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.

Saflarındaki dürüst devrimci kadro ve taraftarların gerçeği görerek TKP/M-L'nin gerçek devam ettiricilerinin saflarında yer almasını engellemek için icat etmedikleri «teori», bir yılan eğrisi gibi çizdikleri zikzaklar, başvurmadıkları sahtekarlık kalmamıştır.

TKP/M-L'te [sic] saldıranlar sadece bu sahte «sahipler» (!) değildir. Başında H. Kurtuluşu ve H. Yolu'nun bulunduğu bilumum oportünist ve Revizyonist cephe vardır.

Revizyonistleri biryana [sic] bırakırsak, geriye kalan kaba inkarcı küçük burjuva oportünist akımları Marksist-Leninst [sic] hareketimize karşı her yola başvurarak saldırmışlardır. Bunların içerisinde H.K. ve H.Y en adi yönntemleri [sic] yeğ tutarak TİKP paraleline düşerek saldırmaktadırlar.

Kaba ve ince, inkarcı ve istismarcı Oportünist Cephenin saldırıları boşuna. TKP/M-L'i [sic][,] onun M-L çizgisini hiç bir [sic] güç yıkamamıştır ve yıkamayacaktır. Gerçekler katı ve inatçıdır[s,] onu yok etmek mümkün değildir. Nasılki [sic] tarihin akışı durdurulamazsa, TKP/M-L onun M-L çizgisinin zafere doğru ilerleyişide [sic] durdurulamayacaktır. Bu şimdiden bellidir.

Her türden Oportünizm, inkarcılık[,] istismarcılık ve revizyonizm yıkılacak, TKP/M-L çizgisinde yeniden inşa mücadelesi mutlaka zafer kazanacaktır.

Ölümsüz önderimiz İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşımızın faşist cellatlar tarafından katledilişinin 7. yılında onu derin bir saygıyla anarken, ülkemizin tüm dürüst devrimcilerine, özel olarak onu «savunduğu[»]'nu [sic] iddia eden gruplar içerisindeki gerçekte[n] TKP/M-L'te [sic] bağlı olan samimi dürüst devrimcilere sesleniyoruz: Arkadaşlar, Oportünist[,] inkarcı ve istismarcılarla bağlarınızı kesin.

Marksist-Leninist hareketin saflarında yıkılmaz bir birlik kuralım!

Önderimizinde [sic] dediği gibi:

«Önümüzde çetin ama şanlı mücadele günleri var , sınıf mücadelesinin denizine bütün varlığımızla atılalım!

Bu mücadelede kahraman işçi sınıfmıza[,] fedakar ve çilekeş köylülerimize, yiğit gençliğimize sonsuz bir güven duyalım![»]

YOLDAŞLAR[,] EMEKÇİ HALKIMIZ...


Yoldaşımızı ona layık bir biçimde, militanca analım. O'nun savaştığı gibi savaşalım! Onun yürüdüğü yoldan güvenle ve korkmadan ilerleyelim!

Yiğit önderimiz[,] sana halkımızın önünde söz veriyoruz[:] 1972'de kaldırdığın kızıl bayrak daha da kızıllaşarak bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizde taşınacak, burjuvazinin burçlarına dikilecektir.

Yoldaş hiç kuşkun olmasın, bu yola fedadır başımız[,] kesindir zaferimiz, susmayacak silahlarımız.

İBRAHİM YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR !
İŞKENCECİ FAŞİST CELLATLARDAN HESAP SORACAĞIZ!
KAHROLSUN KOMPRADOR PATRON - AGA DEVLETİ!
YAŞASIN BAGIMSIZLIK, DEMOKRASI VE SOSYALİZM MÜCADELEMİZ!

PARTİ YOLU

[üzerine düşülen not: Mayıs 1980[,] Çağlayan/İST[anbul]]

BELGE | İrfan Çelik - «Maceracıların eylemleriyle TKP/M-L ve TİKKO'nun ilgisi yoktur» (1978)

 ÖN AÇIKLAMA

Aşağıda sunduğumuz mektup, Ümraniye olayı sonrasında yazılmıştır. Ümraniye olayı bilindiği gibi TKP (M-L) (bugünkü TKP/M-L) kadrolarının olumsuz bir tavırla, tüzüğü ve Konferans kararlarını çiğneyerek kendi başlarına buyruk bir şekilde, provokasyon yaratmak için 1 Mayıs Mahallesi'ne gelen MHP-ÜOD'lu faşistleri infaz etmeleri ve sonrasında faşist-feodal basından tutun da çeşitli oportünist akımların içlerindeki anti-TKP (M-L) irinlerini kusmalarında bir gerici kampanyaya dönüştürülmesi şeklinde cereyan etmiştir. Bu olay sonrası tasfiyeci oportünistler de bu kervana katılmışlardır. Tasfiyeciler şöyle diyordu:[1]

"(...) Hizipçi kariyeristler tuttukları yolun kaçınılmaz sonu olan yıkımın eşiğine geldiler. Kurdukları hizipler konfederasyonu her gün yeni parçalara bölünmektedir. Bunlar, dağıldıkça maceracılığa daha fazla sarılmakta "sol" keskinliğini arttırarak tekkelerini yaşatmaya çalışmaktadırlar. Dağıldıkça, tecrit oldukça gözü dönen şefler, en son 5 işçiyi katlederek nerelere vardıklarını, kimlere hizmet ettiklerini açıkça sergilediler. İşçilerin katliamı onların maceracı çizgilerinin ürünüydü. Bu çizgiyi tutan, bundan ısrar eden herkes benzeri karşı devrimci eylemlerden kaçınamaz. (...)"

Tasfiyeciler birçok yerde daha bu olayı istismar etmişlerdir. Tabii sadece kendileri değil, cümle oportünist ve karşı-devrimciler de bu olayı istismar ettiler. Bu açıdan baktığımızda olayın sorunlu karakteri bir yana, anti-TKP (M-L)'cilikte kimlerin buluştuğunu görebilmek açısından ilginç bir örnektir.[2]

Mukaddes Erdoğdu Çelik, eşi için yazdığı Bizim Çakır biyografisinde bu mektuptan çok imtinalı bir şekilde alıntı yapıp ufak kısımlar kullanmıştır ama tamamını koymamıştır (biz bunu, metni bulduktan sonra kitabı okuduğumuz için geç gördük). Tahmin edileceği üzere kullandığı kısımlar, sansasyonel olmayan yerlerdir.

Biz mektubun tamamını veriyoruz. Anti-TKP (M-L)'ciliğin vardığı düzeyi yorumlamada takdir okuyucunundur. TKP (M-L), kuşkusuz tarihte kimi hatalar yapmıştır, hatasız hiçbir kimse ve yapı yoktur! Lakin hatalar ne parse toplamak için kullanılmalıdır, ne de anti-TKP (M-L)'cilikte kullanılmalıdır. Bugün tarih tanıktır, TKP (M-L)'ye yapılan bütün saldırılar, İK yoldaşa yapılmış saldırıların perdesidir. Birçokları "yozlaşmış", "İK çizgisinden sapmış" vb. kendini avutan yalanlarla geçiştirmeye çalışsa da, gerçek budur. TKP (M-L) ve onun bugünkü formu TKP/M-L, halen daha İK yoldaşın partisidir, trotz alledem!

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.06.10

[1] "Proletarya Partisi Geçmişin M-L Mirası Üzerinde İnşa Olacaktır" Halkın Birliği. 9 Mayıs 1978. Sayı: 34. Sayfa: 9.
Yazdığımız belgeli yazıya "Halkın Birliği" çevresi bir yerde (blog ismimizi yanlış zikrederek) cevap vereceğini söylemişti. Halen daha böyle bir cevap görmedik. Yetmediği gibi bir iki yerde blog'daki yayınlarımızdan atıf yapılmadan metin alındığını, yani intihal yapıldığını üzülerek gördük.

***

İrfan Çelik (kaynak: Halkın Birliği dergisi)

«Maceracıların eylemleriyle TKP/M-L ve TİKKO'nun ilgisi yoktur»

Özellikle son günlerde basında, bazı suikast, toplu katliam ve banka soymak gibi eylemler nedeniyle Türkiye Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) sık sık geçmekte, bu eylemler bu örgütlere maledilmektedir. Türkiye Komünist Partisi (Marksist-Leninist) hareketi'nin [sic] bir üyesi olarak sıkıyönetim mahkemesinde TKP (M-L), TİKKO, TMLGB, [sic] davasında yargılanmış ve TKP (M-L) Hareketi'nin kuruluş aşamasından itibaren, hareketimizin önderi İbrahim Kaypakkaya birlikte mücadele etmiş ve bu mücadeleyi sürdürmüş bir proleter devrimci sıfatıyla konuyla ilgili gerçekleri halkımıza açıklamayı görev biliyorum.

TKP (M-L) Hareketi, 1972 yılında faşist diktatörlüğe, revizyonizme, emperyalizme ve sosyal-emperyalizme karşı mücadelede içinde doğmuş ve TİİKP oportünizmine karşı yürütülen aktif ideolojik-siyasi mücadele sonucu kurulmuştur. Bilindiği gibi bu komünist hareketin öncülüğünü yiğit komünist önderimiz İbrahim Kaypakkaya yapmıştır. TKP (M-L) Hareketi, komünist bir temelde yükselmesine rağmen, "sol" hatalara düşmüş ve hatalı bir siyaset izleyerek yenilgiye uğramıştır. Önderimiz İbrahim Kaypakkaya faşist cellatlara karşı yiğitçe direnerek can vermiş, Ahmet Muharrem Çiçek, Ali Haydar Yıldız ve Meral Yakar yoldaşlarımız faşist diktatörlüğe karşı kahramanca direnirken şehit olmuşlardır. Hareketimizin üye ve sempatizanları, zindanlara doldurulmuş, hapishanede ve mahkemede komünist tavır göstererek mücadelelerini sürdürmüşlerdir. 

TKP (M-L) Hareketi, gerek o dönemde, gerek sonrasında halkımızın milli demokratik halk devrimiyle kurtuluşu, giderek sosyalizmi kurma ve komünizme ulaşma mücadelesini kesintisiz olarak sürdürmüştür ve halen kararlılıkla sürdürmektedir. TKP (M-L) Hareketi, bu mücadelesinde kitlelerin mücadelesinin gelişerek bir üst aşamaya varmasıyla başlayacak ve kırlardan şehirlere doğru bir rota izleyecek olan halk savaşı yolunu savunmuştur ve savunmaktadır. TKP (M-L) Hareketi bireysel terörizmi ve maceracılığı mahkum etmiş komünist bir örgüttür. Bireysel terörizme ve maceracılığa karşı ideolojik ve siyasi mücadeleyi görevi saymıştır, bu yöndeki sapmalara karşı da mücadele etmektedir.

Son aylar içinde basında, Uğur Gür isimli faşist polis şefine suikast, birçok banka soygunu, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesinde [sic] bilinçsiz 5 işçinin katledilmesi vb. olaylar TKP (M-L) ve TİKKO'ya maledilmektedir [sic]. TKP (M-L) Hareketi, "sol" bir siyaset izlediği mücadele döneminde de[,] "sol" siyasetini düzelttiği sonraki döneminde de bireysel terörizme ve bu çizginin ürünü olan bu tür eylemlere karşı çıkmıştır, ve çıkmaktadır. TKP (M-L) Hareketi baştan bu yana devrimin halk kitlelerinin eseri olacağını savunmuş, kitle mücadelelerinin içinde bulunduğu seviyeden itibaren geliştirilerek silahlı mücadele aşamasına yükseltilmesi gerektiğini belirtmiş, başlangıçta pratikte bu alanda hatalar işlemesine rağmen hatalarını düzelterek bu doğrultuda yürümüştür. Bu bakımdan, TKP (M-L) ve TİKKO adına sahtekarca maledilen [sic] bu eylemlerle ve bu çizgiyle, TKP (M-L) hareketi ve TİKKO'nun hiçbir ilişkisi olmamıştır ve yoktur.

Bu eylemler, TKP (M-L) hareketi ve TİKKO'nun mücadelesini ve halkımız üzerindeki devrimci etkisini kendi küçük-burjuva kariyerist amaçlarına alet etmek isteyen ve TKP (M-L) hareketi ve TİKKO ile hiçbir ilişkisi bulunmayan birkaç maceracıya aittir. TKP (M-L) hareketi bu çizgideki eylemleri benimsemediği gibi, bu tür eylemlere karşı olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Bu kişilerin TKP (M-L) ve TİKKO ile hiçbir ilgileri yoktur, dolayısıyla bu kişilerin eylemleri hiçbir şekilde TKP (M-L) Hareketi ve TİKKO'na [sic] maledilemez [sic] ve bu örgütleri bağlamaz.

Yukarıda belirttiğimiz eylemler ve bunları yapanlar faşistler, revizyonistler, Ecevit hükümeti ve TİKP (Aydınlık) oportünizmi tarafından, TKP (M-L) Hareketi'ne saldırmak ve onu halkımız nazarında küçük düşürmek amacıyla kullanılmaktadır... Bütün bu karşı-devrimci güçler, bu fırsattan TKP (M-L) Hareketine halk kitleleri önünde saldırmak amacıyla yararlanmaktadırlar. TKP (M-L) Hareketi, halkımızın mücadelesine zarar veren ve devrimin düşmanlarına yarayan bu eylemlere karşı mücadele ettiği gibi, TKP (M-L) ve TİKKO adını karalamak isteyen faşistlerin, revizyonistlerin, Ecevit hükümetinin, TİKP-Aydınlık oportünistlerinin bu heveslerini de kursaklarında bırakacak güç ve kararlılıktadır. Hiç bir [sic] gerici faaliyet, hiçbir maceracı, TKP (M-L) ve TİKKO'nu [sic] lekeleyebilecek güçte değildir.

Halkımızca gerçeklerin bilinmesi[,] kendisine maledilen [sic] son olaylarla TKP (M-L) ve TİKKO'nun hiç bir [sic] ilişkisinin bulunmadığı gerçeğinin açıklığa kavuşması amacıyla bu yazıma derginizde yer vermenizi rica eder, mücadelenizde başarılar dilerim. 

TKP (M-L), TİKKO, TMLGB
DAVASI MENSUPLARINDAN
İRFAN ÇELİK

Kaynak: "İRFAN ÇELİK: «Maceracıların eylemleriyle TKP/M-L ve TİKKO'nun ilgisi yoktur»". Çelik, İrfan. Halkın Birliği. 11 Nisan 1978. Sayı: 32. Sayfa: 6.

BELGE | Garbis Altınoğlu - Yaşasın TKP/M-L Hareketi (1979)

ÖN AÇIKLAMA

Bilindiği gibi Garbis Altınoğlu, yakın bir geçmişte hayatını kaybetti. Eşi, bir zamanlar kendisinin kullandığı sosyal-medya araçlarından halen daha Garbis'in çeşitli yazılarını yayınlıyor. Kendisine, müteveffa eşinin anısını yaşatma uğraşında başarılar dileriz.

Garbis Altınoğlu, daha sonraları TKP/M-L Hareketi'ne dair değerlendirmelerini değiştirmiş, örgüte daha negatif bir yaklaşımla yaklaşmıştır. O yüzden son görüşleri için elbette ki daha geç dönemden yazılarına bakılmalıdır. Yine de bu mesajı da yayınlamayı, hiç yoktan o dönemki görüşlerinin ve/veya ruh halinin anlaşılması açısından kayda değer görüyoruz.

Garbis Altınoğlu, devrimci mücadele direngenliğiyle meşhur olmuş birisidir. Garbis'in serbest bırakılması için yapılan kampanya sırasında direngen kişiliğini tanıtmak için Emeğin Bayrağı'nda çıkmış bir yazıdan ufak bir alıntı yapacağız:[1]

"(...) Sorumlu Başgardiyan Sırrı (soyismini anımsamıyorum), "Dom dom kurşunu" adlı türküyü söyleyerek Garbis'i özel olarak jopluyordu. Onlara göre tüm bu işleri yapan[,] Garbis'ti. Bu nedenle özel bir ilgi görüyordu. Yoğun dayak ve işkenceden sonra, bizim davadan ben, Garbis Altınoğlu, Güzel Aslaner ve Hasan Tosun'u 1. Müşahedenin hücrelerine; TİKB davasından Remzi Küçükertan, Hasan Akdoğan ve Necdet Çelik; Partizan davasından Turan Talay'ı 2. müşahedenin hücrelerine koydular. İlk geceyi yataksız geçirdik. Bizi hücrelere koyduktan kısa bir süre sonraydı, Garbis, seslenerek durumumu sordu. "İyi" olduğumu söyledim ve "sen nasılsın Garbis?" dedim. "Biz eski toprağız oğlum, kolay kolay eskitemezler" dedi."

Evet, Garbis Altınoğlu "eski toprak"tı ve kolay kolay eskitilemezdi. İşkenceciler karşısındaki direnişi, dönemi yaşamış tüm devrimcilerin dilindedir.[2] Elbette ki kendisinin fikirlerini paylaşmıyoruz, ya da MLKP'den istifası sonrası örgütsüz pratiğini eleştiriden muaf tutmuyoruz, yine de Garbis saygıyı hak eden bir devrimci pratik yaşamıştır, bundan sonra da hep böyle anılacaktır.

Anısına saygıyla.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.06.10


[1] "İşkencehanede, zindanda direnişin ve onurun sembolü bir devrimci: Garbis Altınoğlu". Kılınç, Haşim. Emeğin Bayrağı. Kasım 1988. Yıl: 1. Sayı: 9. Sayfa: 64.
[2] Vaktinde Garbis Altınoğlu şöyle de eleştirilmiştir ("MLKP'de yaprak dökümü ve Garbis Altınoğlu'nun hezeyanları üzerine" (20 Haziran 2000). Proleter Halkın Birliği. [Haziran?] 2000. No.: Özel Sayı 12 ["MLKP'de Yaprak Dökümü Sürüyor"]. Sayfa: 44.):

"K. Bayrak gazetesinin "Işık , daha çok ışık!" başlıklı açıklamasına baktığımızda bunu görüyoruz . Bu açıklamada K. Bayrak gazetesi Garbis Altınoğlu'nun "ne kadar eski ve emektar bir devrimci" olmasından başlayarak, devrimcilerin 12 Eylül döneminde "dirençli tutumuyla hatırlayacağını" belirterek gerçekleri bilmeden atıyor, attıkça da coşuyor. Bunların bazıları doğru bazıları ise yanlış. Örneğin Garbis'in işkencedeki tutumu örnek değil. Bilindiği üzere Garbis Altınoğlu, yılların devrimcisi ve aynı zamanda 12 Mart 1971 deneyimini yaşayan bir kişi olarak Aralık 1981'de İstanbul polisince bir operasyon sonucu yakalandığında, o kendisini çok küçümseyip mahkum etmeye çalıştığı İbrahim Kaypakkaya yoldaşın "işkencede ser verip, sır vermeme" geleneğine bağlı kalmayarak işkencede zayıflık göstermiştir. Bu bakımdan Garbis Altınoğlu'nun 12 Eylül sürecinde düşmana karşi direnişinin önemli zaaflar taşıdığını belirtmeliyiz. Yani Garbis Altınoğlu poliste örgütsel statüsünü kabul etmiş ve bu bakımdan da TKP/ML Hareketi'nin geleneğini sürdürmede başarılı olamamıştır. Hatta Garbis'in bu işkencedeki zaaflı tutumunu düşman teyp kasetine alarak bir çok yoldaşa dinletip, onların işkenceli sorgularında morallerini bozarak teslim almada kullandığını da biliyoruz. Bu zaaflı durumun dışında Garbis'in zindanlarda devrimci direnişçi bir çizgide durduğu bir gerçektir."

Bu eleştiriler bizce abartılıdır. Garbis'in örnek tavır takındığını kendisi değil, başkaları değil, çok sevdikleri örgütleri propaganda etmiştir. Elbette ki nüans detaylarında (ki biz detaylarına vakıf değiliz) en iyisi olmayabilir, lakin Garbis'in genel olarak direndiği bilinir. Türkiye'de sorgularda direnip, hatta şehit düşen nice yiğitler vardır lakin maalesef bunlar çoğunluk olmamıştır. Bu açıdan baktığımızda, elbette ki Garbis'in direnişi örnektir.

***

Garbis Altınoğlu'nun, Prof. Mugan olayı sonrası aranırken basında çıkan bir fotoğrafı (kaynak: Tercüman. ??? [tekrar saptanınca eklenecektir]).

Yaşasın TKP/M-L Hareketi


Belli bir süredir HK ve Partizan gibi küçük-burjuva oportünist akımlar, benim, TKP/M-L Hareketinden [sic] ayrıldığım yada [sic] kendilerine katıldığım doğrultusunda gerçekdışı propagandalar yapmaktadırlar. Onların bu ve benzeri propagandalarını kendi iç güçlüklerini altetme [sic] gereksinimlerinden kaynaklanmakta, kendilerinin M-L Harekete karşı giriştikleri mücadelede başvurmayı alışkanlık edindikleri yöntemler hakkında bir fikir vermektedir. Küçük-burjuva oportünist akımların başvurdukları bu yoz burjuva mücadele yöntemleri[,] Türkiye proletaryasının öncü birliği olan TKP-ML Hareketinin [sic] gelişmesini ve zaferle ilerlemesini asla engelleyemeyecektir. 22-27 Nisan 1979 tarihleri arasında toplanan ve örgütümüze büyük bir itilim veren 1. Konferansımız, bu gelişimin parlak bir göstergesi olmuş, küçük-burjuva oportünist akımların şefleri arasında belirgin bir panik havasının doğmasına neden olmuşlardır. Özellikle HK dergisinin hareketimize karşı giriştiği iftira, karalama ve demagojik saldırıların dozunu arttırması ve son zamanlarda TKP/ML Hareketini [sic] "gerici" olarak niteleyecek kadar ileri gitmesi bu nedenlere bağlanmalıdır. Ancak, gerek karşı-devrimin, gerekse oportünizmin her türden saldırılarının yoğunlaşması, TKP/M-L Hareketinin [sic] proletaryaya ve emekçi kitlelere halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm mücadelesinde önderlik etmesini asla engelleyemez. TKP/M-L Hareketi, koşullar ne denli zor olursa olsun uluslararası komünist hareketle ve tüm ilerici güçlerle omuz omuza emperyalizme, sosyal-emperyalizme, burjuvaziye, gericiliğe ve her türden revizyonizme ve reformizme karşı sonuna dek yılmadan mücadele edecek, dünya proletaryasının Türkiye'deki birliği olarak kalmaya, proleter devriminin ve proleter enternasyonalizminin şanlı kızıl bayrağını dalgalandırmaya devam edecektir.

GARBİS ALTUNOĞLU [sic]

Kaynak: "Yaşasın TKP/M-L Hareketi". Altunoğlu, Garbis [sic]. Devrimci Halkın Birliği. 1 Ekim 1979. Sayı: 62. Sayfa: 7.

Not: Biz Garbis'in bahsettiği Partizan'ın kendisine katıldığı gibi bir iddiayı nerede dillendirdiğini bilmiyoruz ama aksine Parti'nin ve hareketin, bilhassa dönemin faşist-feodal basının "Ümit Necef, Garbis Altınoğlu vb. tarafından yönetilen TKP/M-L" şeklindeki iddialarına karşılık "Ümit Necef ve Garbis Altınoğlu gibi hainlerin örgütümüzle ilişkisi yoktur" yollu açıklamaları çeşitli kereler yaptığını biliyoruz.

BELGE | Münir Dişkaya'nın ölümü üzerine TKP/M-L Hareketi açıklaması (1979)

    ÖN AÇIKLAMA


"Münir yoldaş, Münir/Önder yoldaş
Her tarafı[n] kızıl ateş
Devam edecek bu savaş.

Dost düşman bile ki şunu
Yürekler kin ve isyan dolu
Kızıl ölüm zafer gülü,
Yaşıyor can Münir yoldaş"

Neden Münir Dişkaya?

Bilindiği gibi Münir Dişkaya, bir görev için gittiği Adana'da, yaz sıcağında serinlemek için bir kanala girmiş ve 30 Temmuz 1979'da boğularak şehit düşmüştür. Münir, bölge halkınca ve devrimcilerce sevilen, 1976 ayrılığı öncesinden bir kadroydu. Kendisinin tasfiyecilerle hareket etmiş oluşu, onun devrimci mücadelesini itibarsızlaştırmaz.

Maalesef sevilen ve genel olarak olumlu meziyetlere sahip herkese olduğu gibi, "basit" bir ölüm kendisine de yakıştırılmadı ve ölümü üzerine çeşitli şayialar ortaya atıldı. Şayia şöyle idi: 1979 konferansında seçilen yeni MK (ki bu yeni MK bazı eski önderleri de ya önderlikten düşürmüş, ya da ihraç etmişti [Aziz Vatan gibi]) ile Münir anlaşamadı, kendisinin farklı fikirleri vardı ve Münir örgütten ayrılmak istiyordu (hatta yine benzer bir iddiaya göre, başka bir örgüte geçecekti), bu yüzden katledildi.

Biz, bu iddiaların temelsiz olduğunu düşünüyoruz. Öncelikle Münir ayrılıp nereye gidecekti?
- Devrimciliği mi bırakacaktı? Sanmıyoruz.
- Bambaşka bir geleneğe mi gidecekti? Buna da pek ihtimal veremiyoruz.
- Peki ya gelenekten o dönemki bir gruba, mesela Partizan'a veya HB'ye mi gidecekti? Münir, 1976 tasfiyecilerinin önemli bir kadrosuydu ve kendisinin hiçbir zaman Partizan'ınkine yakın görüşleri savunmadığını biliyoruz. Doğru, 1979'da DHB'den Partizan'a bilhassa a) UKH'deki gelişmeler sonucu ve b) Partizan'ın ortaya çıkıp hareketi merkezileştirmesi sonucu önemli oranda kaymalar oldu, lakin Münir'in bu tarz bir eğilimi olduğundan kimse bahsetmemiştir.
- HB'ye mi geçecekti? Bu konuda bir bilgimiz yok, yani son görüşleri ile HB görüşleri arasındaki uyumluluk ve meyletme konusunda bilgimiz yok (HB'nin kimi şefleri bugün halen daha yaşıyor [hatta bir tanesi yakın zamanda İK yoldaşın işkencehanede gördüklerine bile dil uzatacak kadar adileşti!], belki birisi yazmıştır veya yazar) ama bunu da olası görmüyoruz.

Kaldı ki Münir, yeni MK ile bu kadar uyuşmayan birisi olsaydı, (diğerlerine yapıldığı gibi) Münir de yeni MK'ye alınmazdı.

***

Bu iddialarda bulunanların bir argümanı da olayın (kendilerince) "rasyonal" olmayışıdır: 1) Yüzme bilmeyen birisi, neden sulama kanalına girsin? 2) Girse bile girdikleri yer (yüzme bilmediği için) derin değildi, kanalın görece daha az derin olan yerine girmişlerdi.

Aslında bu gayet olasıdır, akıntıya kapılmak, sulama kanalının içine kaymak vb. şeyler imkansız değildir. Bu açıdan bu tarz iddialar, maalesef halkımızın kültüründe olan ve komploculuğa da meyletmeye sebebiyet veren eğilimin ürünleridir.

Münir Dişkaya'nın ölümü, acı bir olaydır ve her sene birilerince bu tarz argümanlarla zikredilir. Biz, "bir de resmi görüş bilinsin" diyerek TKP/M-L Hareketi'nin, olaya getirdiği ve diğer üyelere sorumsuzluk dolayısıyla yaptığı yaptırımı bildiren açıklamasını buraya koyuyoruz.

Bundan başka tasfiyecilerin bugün çok bilinmeyen kimi belgelerinden de yakın zamanda paylaşacağız. Elbette ki yayınlanan görüşlere katılmıyoruz, amacımız bunların referans materyal olmasıdır. 

Münir Dişkaya'nın devrimci anısına saygıyla.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.06.10

***

AÇIKLAMA
TKP/M-L Hareketi MK'nin dergimize gönderdiği, eğitici olduğunu düşündüğümüz açıklamayı aynen yayınlıyoruz.

HAYATIN  HER ALANINDA İLKELERE BAĞLI KALALIM

30 Temmuz 1979 tarihinde çeşitli milliyetlerden Türkiye Proletaryasının yiğit savaşçılarından, proletarya partisini tekrar kurmayı önüne görev olarak koyan TKP/M-L Hareketinin [sic] Merkez Komitesi üyesi Münir DİŞKAYA Yoldaşı, bir kaza sonucu kaybettiğimizi olayın gelişimini de kısaca ortaya koyarak tüm halkımıza açıklamıştık. Acısı o ölçüde büyük olan bu kayba yolaçan [sic] gelişmeleri değerlendirerek dersler çıkarıp bunu geniş kitlelere ulaştırmak, başta işçi sınıfı olmak üzere, halk kitlelerine, devrime, Marksizm-Leninizme bağlılığın bir gereğidir.

MÜNİR yoldaş ile yanındaki iki yoldaşı, birlikte bir göreve giderken zorunlu olarak Adana'ya uğramışlardır. 3-4 saat gibi kısa bir süre için orada kalacaklardı. Üç yoldaş da şehri az bilmekteydiler. Sulama kanalı hakkında ise sadece bir yoldaş sınırlı bilgiye sahipti. Yoldaşlarımız, boş olan süre içinde Kanal'a [sic] giderek yüzmeyi kararlaştırmışlar...

Daha sonra acı kayba yol açacak hatalı tutum buradan itibaren başlamaktadır. Bir göreve gidilirken zorunlu olarak uğranılan bir yerde yıkanmaya gitmek ilkesiz bir tutumdur. Çünkü o anda yoldaşlar görevlidirler. Boş sürede başka bir şeyle ilgilenmeleri doğru değildir. Şehri az bilmelerine, Kanal'ın [sic] özelliklerini çok daha sınırlı bilmelerine rağmen böyle bir davranış içine girilmesi bu ilkesiz tutumu; hatayı ağırlaştırıcı nedenler arasındadır. MÜNİR yoldaşın yüzme bilmemesine rağmen suya girmesi, diğer iki yoldaşın buna müsaade etmeleri, tehlikeyi ciddi bir tarzda dikkate almamaları da baştan düşülen ilkesiz tutumun üzerinde yükselmektedir. Ve sorumsuz bir tavır olarak değerlendirilmelidir. 

Yüzme bilmeyen bir yoldaşın suya girmesine izin vermenin ne denli ciddi bir hata olduğu üzerinde tartışmak bile gereksizdir. Yıkanmak için suya girmek, elbette ki her şart altında hatalı sayılamaz. Hatalı olan, görev sırasında, bu görevin dışında meşguliyetlere gitmektir. Yoldaşlar şehri çok iyi bilselerdi, kanalın özelliklerini tanısalardı durum yine değişmez, yıkanmaya gitmeleri hatalı olurdu. Orada yapılması gereken, zamanı uygun bir yerde konuşarak vb. geçirmekti.

Bu noktada ilkelere bağlılığın önemi, görev sırasında görevle ilgili olmayan çeşitli davranışlara gidilmesinin mücadeleye verdireceği kayıplar, getireceği değişik olumsuzluklar sıkıca kavranmalıdır. İlkelerin, Marksizm-Leninizmin ışığında yürütülen zorlu mücadelelerin deneylerinden çıktığı akılda tutulmalıdır. 

Diğer bir nokta ise, proleter devrimci kadroların kendilerinin ve yoldaşlarının hayatına özen göstermeleri zorunluluğudur. Kadrolar, mücadele için gerekli olmadığı hallerde, kendilerini ve yoldaşlarını tehlikeye atmamalı, bu tür davranışlara izin vermemeli, anında eleştirmelidirler. Mücadelenin en ön saflarında yer almakla gerekli olmadığı hallerde hayatını titizlikle korumak, riske girmemek çelişmez. Aksine proletaryanın ve emekçi kitlelerin haklı davası için bu gereklidir.

Yoldaşlarımızın hataları başlıca bu iki noktadan değerlendirilmelidir. Yoldaşlarımızın boğulma olayına yolaçan [sic] setin yakınında suya girmeleri, baştan bu setin farkına bile varmamaları, sorunun ayrıntılarıdır. Bunlar da baştan düşülen ilkesiz durumun ürünü niteliğindedir. Acımızın büyüklüğü ortadadır. Fakat bu, MÜNİR yoldaşın da ortak olduğu hatalı tutumu belirtmemize engel olamaz. Bunu yoldaşın mücadeleci anısına bağlılığın bir gereği olarak kavrıyoruz. O'nun anısına bağlılık, ilkelere bağlılıktır.

Değerli yoldaşımız, yiğit savaşçı MÜNİR DİŞKAYA'nın acı kaybından hareketle ilkelere sıkıca bağlılığın taşıdığı büyük önemi ilkesiz bir tutumun, ardından bir dizi olumsuz sonucu beraberinde getireceğini, sonuçta mücadeleye zarar vereceğini derinden kavramalıyız.

Baştan tehlikeli bir durumun doğabileceğini ciddi olarak düşünmeyen, yoldaşın suya girmesine engel olmayan iki yoldaş, MÜNİR yoldaşı kurtarmak için ellerinden gele[ni yapmışlardır. Bazı eksiklikler olmasına rağmen, yeterli bir müdahalede bulunarak, yoldaşı en kısa zamandahastaneye [sic] ulaştırmışlardır. Bu iki yoldaş, ilgili organın yol göstericiliğinde hatalarını kavrayarak özeleştiri [sic] yaptılar. Bu yoldaşlara, hatalarının taşıdığı önemi kavratmak, hatalarını daha iyi görerek düzeltmeleri amacıyla hareketimizintüzüğüuyarınca [sic] ilgili organ tarafından oybirliği ile ciddi ihtar cezası verilmiştir.

TKP/M-L HAREKETİ
MERKEZ KOMİTESİ


Kaynak: "Hayatın her alanında ilkelere bağlı kalalım". TKP/M-L Hareketi Merkez Komitesi. Devrimci Halkın Birliği. 1 Ekim 1979. Sayı: 62. Sayfa: 7.

21 Mayıs 2022 Cumartesi

BELGE | Kazım Çelik - İbrahim Kaypakkaya anma gecesine mesaj (1985)

ÖN AÇIKLAMA


Kazım Çelik yoldaşının ölümünün 35., İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ölümünün 49. senesinde, hem İK'yi, hem de Kazım Çelik'i anmak için, kendisinin İK hakkındaki merkezi geceye Merkez Komitesi adına gönderdiği bir mesajı yayınlıyoruz.

Yazıyı, İşçi-Köylü Kurtuluşu (İKK)'nda çıktığı gibi transkribe ettik, düzeltmelere gitmedik (sadece eksik harfler ve noktalama işaretleri oldu mu, bunları köşeli parantez içinde ekledik). Bunun dışında bazı bilgi ve imla hatalarına sadece yanlarına "[sic]" ("sic erat scriptum", Latince "yazıda böyle") koyduk. Bunlar nelerdir?

— Mesela kısaltmalara gelen ekler bilindiği gibi uzun haline göre değil, kısaltmaya göre gelir. O yüzden TKP/ML kısaltmasına gelen ek, "T[ürkiye]K[omünist]P[artisi]/M[arksist]-L[eninist]'in" değil, "TKP/M-L'nin" olmalıdır. Bu iki kullanım metinde iç içe geçmiş halde kullanılmıştır, biz yanlış olanlarında sic ekledik.
— Yine mesela "Kuruşçev-Brejnev" diye geçen isimler, aslında Hruşçof ve Brejniyef diye okunur. Gerçi Brejnev, hatalı da olsa bizim dilimize de geçen halidir ama "Kuruşçev", İngilizce romanizasyonun ("Khrushcev") hatalı bir şekilde "Kruşçev" (Hruşçev bile değil) şeklinde okunmasıyla dile geçmiş haline göre bile yanlıştır. Buralara da sic koyduk.

Bunlar dışında metne ekleme yapmadan olduğu şekliyle koyuyoruz.

Komünist Önder Kazım Çelik yoldaş, İK yoldaşın gerçek bir öğrencisiydi. O, maalesef o dönem parti içinde bulunup çok kısa sürede parti yıkıcılığı yapacak olan kliğe boyun eğerek, hem kendi güzel canının yitmesine, hem de Partinin en ihtiyaç duyulan alanda ve anda başsız kalmasına sebebiyet veren bir hatalı sürecin kurbanı oldu. Onun canına mal oldukları gibi, Parti birliğini yıkıp, mahkum edilen çizgi mahkum edilmemişçesine Parti'ye karşı onun ismini kullananlar, şüphesiz ki bundan hiç zul duymamışlardır, duymazlar da. Şimdi onlar bir dönem sol askeri sapmayla yıkıcılık yaptıkları partiden, şimdi ellerinde kalan ne varsa tam zıttı bir sapmayla tasfiye ettiler. Kazım Çelik'in gerçek yoldaşları ise, tüm zorluklara rağmen, onun canını verdiği idealleri sürdürüyor. "Cereyana göğüs germek, Marksist-Leninist bir ilkedir." (MAO)

Önce halkın öğrencisi, sonra öğretmeni olmuş, komünist önder Kazım Çelik yoldaşı ve onun yüce önderi ve öğretmeni İbrahim Kaypakkaya yoldaşı saygıyla anıyoruz.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.05.22

***


Faşizmin işkence tezgahlarında ser verip sır vermeyen, Türkiye proletaryasının komünist önderi ve partimiz TKP/ML'nin kururusu İbrahim KAYPAKKAYA Yoldaşı Ölümünün 12. Yıldönümünde Komünist Bir Coşku ile Anıyoruz!


Dünyanın tüm ezilenleri!

Türkiye'nin çeşitli milliyetlerden halkı!

İlericiler, devrimciler, yoldaşlar!

18 Mayıs 1985, Türkiye Proletaryası'nın komünist önderlerinden ve partimiz TKP/ML'nin kurucusu İbrahim Kaypakkaya yoldaşın, faşizmin işkence tezgahlarında katledilişinin 12. yıldönümüdür. İbrahim Kaypakkaya yoldaş, yaşamını ve tüm enerjisini proletarya ve ezilen halkların kurtuluşuna, demokratik halk devrimi, sosyalizm ve yüce komünizm mücadelesine adamış[,] bu uğurda her türlü fedakarlığı göstermiş, can bedeli bir mücadeleye atılmış, bu erdemler uğruna verdiği şerefli mücadele sonucunda, 29 Ocak 1973'te Komprador Patron-Ağa Devleti'nin kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen bir operasyonla Dersim'de düşmana esir düşmüştür. Komprador Patron-Ağa Devleti, yoldaşımızı yakaladığı 24 Ocak [sic] 1973'ten, 18 Mayıs 1973'e kadar işkence ve her türlü baskı metodlarını kullanarak yoldaşımızı ihanete zorlamış, bunda başarılı olamayınca çareyi yoldaşımızı öldürmekte görmüş. 18 Mayıs 1973'te bizzat kompradorların, toprak ağalarının ve efendileri emperyalistlerin emriyle katledilmiştir. İbrahim Kaypakkaya yoldaş[,] komünizm ve halkın davasına olan bağlılığını, faşist diktatörlüğün işkencehanelerinde de amansızca sürdürmüş, komünizm davasına yüksek bir bağlılık örneği göstererek, ser verip sır vermemiş, komprador patron ağaları en güçlü olduğu yerde, dize getirmiş ve onları can evinden vurmuştur. Ölümü partimiz ve ezilenler açısından yeri kolay kolay doldurulamayacak bir boşluk yaratmış, emperyalistleri ve uşaklarını ise sevindirmiştir. Ancak hakim sınıflar bu başarılarına ve önder yoldaşımızı aramızdan bedenen ayırmasına rağmen, onun ölümsüz düşüncelerini ve kanıyla yarattığı TKP/ML'i [sic] yok edememiş, yok edemediği gibi, Türkiye'nin çeşitli milliyetlerden emekçi halkının gönlünde taht kurmasını ve ölümsüzleşmesini engelleyememiş, ektiği tohumları yok edememiş, yok edemediği gibi Türkiye'nin çeşitli milliyetlerden emekçi halkının ve dünya halklarının gönlünde taht kurmasını ve ölümsüzleşmesini engelleyememiş, ektiği tohumlar serpilip gelişmiş ve artık bugün toprağın derinliklerine, sökülemeyecek kadar derine kök salmıştır. Partimiz TKP/ML[,] düşman sınıflarının baş belalarından biri olmuştur. Artık onun düşüncelerini ve bu düşünceleri savunan Türkiye işçi sınıfının öncü örgütü TKP/ML'i [sic], ne oportünist ve revizyonist mihraklar, ne de hakim sınıflar ve emperyalistler yok edemeyecektir. Çünkü partimiz Marksizm-Leninizm gibi yenilmeyecek bir silaha sahiptir ve onun temelinde bu düşünceler vardır.

İbrahim Kaypakkaya yoldaş, 1965'lerden sonra devrimci mücadeleye, çeşitli aşamalardan geçerek, en son TİİKP saflarında devrimci mücadele yürütmüş, PDA revizyonistlerinin anti-Marksist hattına karşı verdiği mücadele içinde, Marksist-Leninist çizgiyi şekillendirmiş, TİİKP içinde mücadele olanağının kalmaması ile birlikte Nisan 1972'de TİİKP içinde M-L muhalefetle birlikte ayrılarak, Türkiye işçi sınıfının öncü örgütü TKP/ML'i [sic] kurmuştur. 

TKP/ML'in [sic] kuruluşu, Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkımızın kurtuluşu yolunda tayin edici bir adım olmuştur. Mustafa Suphi yoldaş önderliğindeki TKP'den 50 yıl sonra proletaryanın kızıl bayrağı Türkiye toprakları üzerine yeniden dikilmiştir. Partimiz[,] Türkiye'de kendiliğinden gelişen sınıf mücadelesinin doruk noktasına ulaştığı, dünyada ise Büyük Proleter Kültür Devrimi'nin muazzam etkileri sonucunda M-L bir hattı savunarak kurulmuştur. İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğindeki TKP/ML'nin kurulması, başta hakim sınıflar olmak üzere, oportünizme, revizyonizme ve gericiliğe karşı ağır bir darbe olmuş, düşmanın uykusunu kaçırmıştır.

İbrahim Kaypakkaya yoldaş ortaya koyduğu düşüncelerle Marksizm-Leninizmi Türkiye özgülüne indirgemiş, Türkiye devriminin temel sorunlarına çözüm getirmiş, bunları oportünizme, revizyonizme ve her türden sapmalara karşı amansızca savunmuştur. Bu düşünceler doğrultusunda proletarya partisini, ideolojik, siyasi, örgütsel, askeri alanda inşaya çalışmış ve bu doğrultuda amansız bir mücadele yürütmüş, bu alanda önemli mesafeler kat etmiştir. Uluslararası planda başta Kuruşcev-Brejnev [sic] modern revizyonizmine karşı aktif tavır alarak, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşların yürüdüğü yolda yer almış, komünist bir önderdir. O'nun ve diğer önder yoldaşların, ideolojik, siyasi, örgütsel hattı temelinde yükselen partimiz TKP/ML bu sağlam çizgisini birçok başarısızlıklarına, hatalarına ve eksikliklerine rağmen, bugüne kadar sürdüren, Türkiye işçi sınıfının öncü örgütü olma özelliğini korumasının yanı sıra, dünyada yoğun alt-üst oluşlara ve M-L['ye] ihanetlere ve en çetin ve zor koşullara rağmen bu özelliğini koruyan günümüz açısından dünyanın sayılı partilerinden biridir. Partimizin bu özelliğini korumasının İbrahim Kaypakkaya yoldaşın attığı temellerin, ideolojik, siyasi hattın sağlam olmasının tayin edici bir rolü vardır. 

Emekçiler, Yoldaşlar;

Bugün gerek ülkemizde, gerekse dünyada önemli alt-üst oluşlar olmaktadır. Emperyalistler olan hızıyla bir paylaşım savaşına hazırlanırken, dünya halklarının mücadel[e]si de giderek gelişmektedir. Öte yandan ülkemiz hakim sınıfları, bütün gücüyle halka saldırmakta ve devrimci mücadeleyi yok etmeye çalışmaktadır. Uluslararası planda Marksizme-Leninizme [sic] karşı her renkten akım ve düşünceler amansızca saldırırken, ülkemiz devrimci hareketi de ağır bir yenilgi almış, yenilgi sonucunda kendine M-L diyen birçok akım ve teşkilat M-L'i [sic] kendisine kılıf ederek, M-L'e [sic] saldırmakta, teslimiyet ve sağcılık kol gezmektedir. Bu açıdan İbrahim Kaypakkaya yoldaşı ve onun düşüncelerinin ve çizgisinin günümüz açısından daha da anlamı ve önemi vardır. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, en başta Marksizm'i-Leninizm'i [sic] her türden sapmalara karşı savunmak[,] geliştirmek, onun kurduğu hatta bağlı kalmak ve bu hattın savunucusu TKP/ML'ye sahip çıkmak, korumak ve yaşatmak, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşın kızıl yolundan yürümek demektir. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, emperyalizme, sosyal-emperyalizme ve her türen gericilige karşı çıkmak, dünya işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadelesini desteklemek, emperyalist savaş hazırlıklarına karşı amansızca mücadele vermek, Uluslararası Komünist Hareket'in doğru temeller üzerindeki birliğini savunmak, Peru Halk Savaşı'nı her yönüyle desteklemek demektir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, ezilen uluslar üzerindeki milli baskılara karşı amansızca mücadele etmek, ulusal kurtuluş hareketlerini desteklemek, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunmak, Kürt ulusu ve azınlık milliyetler üzerindeki milli zulme karşı çıkmak demektir.

Onu anmak, çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının ve halkının Demokratik Halk Devrimi, sosyalizm ve komünizm mücadelesini sürdürmek, önderlik yapmak, halk sınıf ve tabakaları üzerinde her türlü baskıya, sömürüye, zulme, işkenceye karşı çıkmak, Komprador Patron-Ağa Devleti'ni ve efendilerinin saltanatlarını yıkmak demektir. Kısacası, hayatın her alanındaki sınıf mücadelesine katılmak ve önderlik yapmak demektir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, kırlardan şehirlere doğru gelişecek silahlı halk savaşı yoluna bağlı kalmak, kan can pahasına sürdürülen gerilla mücadelesini ve örgütlen[m]esini desteklemek, yönetmek, Ali Haydar YILDIZLARIN [sic], Orhan BAKIRLARIN [sic], Veysel UYARLARIN [sic], Ali KARADAĞLARIN [sic], Haydar ASLANLARIN [sic], yolunda yürümek[,] silah elde düşmana meydan okumak, boyun eğmemek demektir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, faşizmin işkencehanelerinde düşmanı dize getirmek, kızıl direnme ruhunu yaşatmak, ser verip sır vermemek, cezaevleri ve mahkemelerde devrimci direnişleri yaşatmak, devrimci onuru korumak, sınıf mücadelesinin en çetin alanlarında halkın mücadelesine bağlı kalmak, Mehmet ZEKİLERİN [sic], Selahattin DOĞANLARIN [sic], Süleyman CİHANLARIN [sic], Hasan Hakkı ERDOĞANLARIN [sic] yürüdüğü yoldan yürümek demektir. 

Önderimizi anmak, sınıf mücadelesinin en çetin koşullarında, karşı-devrimin en azgın saldırılarının olduğu bir dönemde, kitlelere ve kendi gücümüze güvenmek, teslimiyet ve korkaklığa karşı çıkmak, başarısızlıkların altında ezilmemek, yenilgiden gerekli dersleri çıkarmak, gericiliğe ve karşı-devrime sırt dayamayı reddetmek, halkın bitmez tükenmez enerjisine güvenmek demektir. 

İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anmak, onun Marksist-Leninist temeller üzerinde inşa ettiği ve kan can pahasına mücadelesini sürdürdüğü partimizi[,] TKP/ML'i [sic] ve birliğini göz bebeğimiz gibi korumak, onun ismine sahtekarca sahip çıkan Devrimci Halkın Birliği, "Bolşevik" Partizan gibi teslimiyetçi, revizyonist, sağ oportünist akımlara karşı mücadele etmek, Partimizin M-L hattını her türden saldırılara karşı savunmak demektir.

Önder Yoldaş!

Kan can pahasına ve amansız bir mücadele ile yarattığın partimiz TKP/ML, bugünde [sic] sınıf mücadelesi arenasında en çetin koşullarda bütün hata ve eksikliklerine rağmen doğru çizgisini korumaya devam ediyor. Türkiye topraklarında dalgalandırdığın kızıl bayrak, şimdi dünyanın birçok kıtasında, Türkiye'nin şehirlerinde, dağlarında, faşizmin işkencehanelerinde, cezaevlerinde daha da yükseklerde dalgalanıyor. Hiç bir güçte [sic] bu eserini yok edemeyecek[,] TKP/ML mutlaka ama mutlaka zafere ulaşacaktır. Aramızdan bedenen ayrılışının 12. yıldönümünde bir kez daha haykırıyoruz: Partimiz, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung yoldaşların ışıklı yolunda, senin çizdiğin kızıl yolda yürüyecektir. Bizi zafere götürecek olan tek yol budur. Bundan başka bir yol tanımıyoruz. Ölümünün 12. yıldönümünde komünist özelliğinin ve önderliğinin önünde bir kez daha seni komünist bir çoskuyla anıyoruz.

— İbrahim Kaypakkaya Yoldaş Ölümsüzdür!
— Yaşasın Marksizm-Leninizm!
— Yaşasın Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung Yoldaşların Şanlı Kızıl Yolu!
— Kahrolsun Emperyalizm, Sosyal-Emperyalizm ve Her Türden Gericilik!
— Kahrolsun Komprador Patron-Ağa Devleti!
— Yaşasın Halk Savaşı!
— Yaşasın Partimiz TKP/ML ve Önderliğindeki TİKKO!
— Yaşasın Proleter Enternasyonalizmi!

Türkiye Komünist Partisi
Marksist-Leninist
Merkez Komitesi
Mayıs 1985

Kaynak: "Genel Sekreterimiz Komünist Önder Kâzım Çelik Yoldaş Şehit Düştü! — PARTİMİZ SİLAHLI MÜCADELEYİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEKTİR!". İşçi-Köylü Kurtuluşu. Haziran-Temmuz 1987. Sayı: 80. Sayfalar: 7-8. 

19 Mayıs 2022 Perşembe

ANI | Bir yoldaşı - Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik (2006?)

Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik



"20 Mayıs 1987’de Elazığ Palu’da TKP/ML TİKKO gerillaları ile devlet güçleri ile çıkan çatışmada ölümsüzleşen TKP/ML'nin 3. Genel Sekreteri Kazım Çelik'in, zor dönemlerin yiğit komünist önderinin anısına..."

Yaşamını devrime adayan bir dava adamının yaşamını bütün yönleriyle bir yazıda vurgulamak zor olduğundan ancak belli kesitini, belli yönleriyle vurgulayabilirim.

Kazım yoldaş, gençlik yıllarında parti ile tanıştı ve mücadeleye atıldı. Okulda, Çukurova, Ege, İstanbul ve daha sonra Dersim ve çevre iller gibi birçok yerlerde Parti faaliyeti yürüttü. Girdiği her çevrede kısa sürede hem bir gelişme ve canlanma oluyor, hem de buna paralel kendisi de hızla gelişme gösteriyordu. Ağırbaşlılığı ve olgunluğu ile kitleler ve yoldaşları üzerinde derin bir etki bırakıyordu.

Aynı zamanda oldukça alçak gönüllüydü. Yoldaşları ve kitleler içinde bilgiçlik havasına kapılmazdı. Kitlelerden öğrenmeyi küçümsemezdi, tersine öğrenci olmasını biliyordu. Bilmediği veya vakıf olamadığı şeyleri kitlelere sorar, dinler ve sabırla öğrenirdi. Öğrenci olunmadan, öğretmen olunamayacağını yaşamında gösterir ve yetiştirdiği insanlara örnek olmakla kavratırdı.

Çalışkanlık ve fedakarlık onun bir başka belirgin özelliğiydi. Bu her devrimci ve komünistin vazgeçilmez özelliğidir. Daha önemlisi sınıf bilinçli proletarya davası, Parti, sınıf mücadelesi ve kitlelerin çıkarları karşısında samimiyetin ölçütüdür bu yönler. Yorulmak bilmeyen bir çalışkanlık göstermesi hem kitlelerin sevgisini, güvenini ve desteğini kazanıyor, hem de yoldaşlarının güvenini kazanıyordu. Bu yönüyle de Parti'yi ve yeni kuşakları eğitiyor, örnek oluyordu.

Koşullara teslim olmak yoktu onda. Zorluklar ve olanaksızlıklar karşısında yakınma-sızlanma yoktu. Hiçbir şeyi istediğimiz gibi, hazır bulamayız. Devrimcilik-komünistlik hazır üzerinde hareket etmek, başkalarından beklemek, emek sömürüsü yapmak değil, "yokluk", olanaksızlık içinde yaratmak, değiştirmek, kazanmak ve yükseltmektir.

Disiplin onun bir başka öne çıkan özelliğiydi. Yoldaş sınıfın, partinin, faaliyetlerin ve bir militanın gücü ve başarısının proleter disiplinde yattığının bilincindeydi. Bu disiplin kör, yani bilinçsiz, sadece kuralların ve zorun hissettirildiği oranda süren bir "disiplin" değil, proleter ideolojik birlik üzerinde süren, gönüllü ve bilinçli bir disiplindir. Çelik disiplindir. Kendisine verilen görevleri ne olursa olsun sıkı disiplin içinde zamanında yerine getirmeye çalışma ruhu içinde hareket ediyordu.

Yeraltı çalışmasının zorunluluğunun bilinciyle illegaliteye titizlikle önem verme, elinden geldiği kadar yeraltı faaliyetini sağlamlaştırma, prensipli çalışma vb. onun başka örnek özellikleriydi.

Kolay ya da zor hiçbir görevden kaçmaması onun bir başka öne çıkan özelliğiydi. Görev, alan vb. seçmeyi sevmezdi. Böyle bir seçmeciliğin ideolojik bir zayıflık olduğunu ve onun dışa vurumunun olduğu bilinciyle hareket ederdi. Her kadro ve militan yetenek ve daha verimli olabileceği bir göreve özenebilir. Ancak buna rağmen parti ve mücadelenin ihtiyacı nerede ise oraya verilmesi her türlü işe hazır olması gerektiğinin bilincini taşıması gerekir. Kazım yoldaş böyle bu düşünceyle şekillenmiş olarak parti ve mücadelenin hiçbir görevinden uzak durmadı. Faaliyet süresince birkaç defa polisin eline geçti, her seferinde sınıf bilinci ve kiniyle direndi. Komünist bir kararlılıkla davaya sadık kaldı.

Kazım yoldaş en son Proletarya Partisi'nin 2. Konferansı döneminde, alt konferanstan sonra esir düştü. Sahte kimliği üzerine diretti ve düşman bir şey çıkaramadı, bırakmak zorunda kaldı.

O sürede biten Merkezi Konferans'ta 2. MK'ya seçildi. 1981 yazında peş peşe alınan ağır kayıplardan sonra Kazım yoldaşın sorumlulukları daha da ağırlaşıyordu. Kayıplardan sonra SB'de yer aldı. Ve 82 baharında MK'yı güçlendirmeden sonra oluşturulan askeri komisyon sekreterliğine getirildi. 83’teki kayıplardan sonra Parti Genel Sekreterliğini üstlenmek durumunda kaldı. '87 20 Mayıs'ında şehit olana kadar da bu görevini sürdürdü.

Kazım yoldaş Askeri Faşist Cunta dönemi ve onun terörünün bütün hızıyla sürdüğü çok zor bir süreçte Partinin en ağır bir görevini üstleniyordu. Ama o bundan hiçbir zaman en ufak bir şekilde yakınmadı.

12 Eylül açık faşist diktatörlüğünün bütün kitleler üzerinde azgın terör estirdiği, tabii en başta devrimci ve komünist harekete karşı çok yönlü saldırılar yönelttiği, devrimci saflarda özellikle küçük burjuva kökenlerden gelen ideolojik olarak zayıf, kararsız, sallantılı, çürümüş vb. öğelerin safları hızla terk ettiği veya düşmanın eline düşmesiyle Partiye kitlelere ağır zararlar verdiği, böylece partinin kan kaybettiği, hareket alanının daraldığı güvensizliklerin geliştiği kitle hareketlerinden düşüş olup, devrimci hareketin ve durumun gerilediği, bütün devrimci hareketlerin tasfiyecilik sürecine girdiği, saflarımızda da geliştiği (buna dünyada devrimci durumun gerileme süreci de eklenirse) Partinin ağır sarsıntılar yaşadığı bir koşulda bu görevi üstlendi.

Bu koşullarda kırsal alanı ve gerilla faaliyetini terk etmedi. Kaptanların, hele hele en zor süreçte geminin dümeninin başında olması ve sıkı sıkıya sarılması gerektiğinin bilincindeydi, Parti önderliğinin kadrolarını özellikle o zor koşullarda kırsal alanlarda örgütün başında ve silahlı mücadele içinde korunabileceği onun içinden geliştirilebileceğinde ısrar ediyordu.

Ağır koşullarda kayıpların, yenilgilerin alındığı dönemlerdi. O bu koşullarda sağlamlığını, tutarlılığını ve kararlılığını gösterdi. Partiye önderlik etmeye, yaralarını sarmaya çalışıyordu.

Her kadro da öne çıkan bazı yönler olur, yukarıda belirtilen yönleri, dava ve parti insanı olması, ola¤anüstü samimi olması, yaşamını her yönüyle adamasının yanı sıra, örgütçü yeteneği, pratik yeteneği ön planda olan bir yoldaştı. Bu yetenek kavrayış ve uzun yıllar siyasal mücadele içinde yer almasının getirdiği siyasal deneyimin ürünüydü ve önder kadroda mutlaka aranması gerekeni çekip çevirme yeteneğinden geliyordu. Siyasal uyanıklık ve inisiyatif eksikliğini önemli ölçüde aşmıştı yoldaş.

O dönemin devrimci durumundaki gerileme esasta sürmesine karşın, devrimci hareketin gerilemesine, ağır kayıplar almasına ve düşmanın sistemli askeri operasyonlarına ve sık sık alınan fiziki kayıplara rağmen sınıf mücadelesinde en ufak tereddüt göstermedi. Bu amaçla bulunduğu gerilla birliğinden başka bir alandaki faaliyet ve gerilla birliğini denetlemeye gittiği bir sırada düşmanın satın aldığı ihbarcılarca görülüp sahiplerine bilgi verilmesi sonucu bulunduğu gerilla birliği kuşatılmış, uzun bir çatışma sonucu 20 Mayıs 1987’de Palu'da şehit düşmüştür...

Bizlere bıraktığı kavga bayrağını ondan örnek almamız gereken yönleri ile kavgamızda yaşatacağız, şehit yoldaşımıza layık olacağız ve olmalıyız. Bu bir tarihi görevdir, boyun borcudur...

Bir yoldaşı


Kaynak: "Zor dönemlerin devrimcisi: Kazım Çelik". Özgür Gelecek Yolunda İşçi-Köylü. 19 Mayıs - 1 Haziran 2006. Yıl: 2. Sayı: 48. Sayfa: 27.
İlk yayınımız: Burada.

2 Mayıs 2022 Pazartesi

BELGE | TKP (M-L)'nin Hüseyin Güngör'ün infazı hakkındaki bildirisi (1977?)

ÖN AÇIKLAMA

Aşağıdaki bildiri, dönemin gerici bir gazetesi olan Tercüman'ın Ahmet Kabaklı'ya ait bir köşesinde çıkmıştır. Ahmet Kabaklı, bilindiği üzere, İbrahim Kaypakkaya yoldaşın öğrenciliğini yakan okul yönetim kurulu toplantısının bir üyesiydi.[1] Azılı bir gerici olan Ahmet Kabaklı, esasen bu bildiriyi modern-revizyonist TKP'ye saldırmak için algı yaratmak için ufak bir kısmını metin olarak, görselini de tıpkıbasım yaparak kullanmıştır.[2] Bunun üzerine o dönem koyu bir TKP'ci çizgiye evrilen İsmail Cem'in Politika gazetesinde bu yazıya cevaben de bir yazı çıkmıştır.[3] Politika'nın eleştiri-cevabında da bildirdiği gibi o dönem faşistler sahte bildiri-kimlik-evrak işleriyle çok uğraşmış, hatta bunların bir kısmı yakalanan faşistlerin üzerinde ele geçmiştir. Bu bildirinin de "halk mahkemesi" gibi faşistlerin çok çarpıttığı terimler kullanması dolayısıyla biz de bir nebzeye kadar şüphe sahibiyiz, yine de, olayın anlatımındaki detaylar vb. göz önüne alınırsa, sadece yaptıkları eylemin gururu dolayısıyla abartılı bir formatta bildiri kaleme alındığını söyleyebiliriz. Yine de daha iyisini dönemi yaşayanlar daha iyi bileceklerdir, dileriz bu konuda tartışma da olur.

Hüseyin Güngör bilindiği gibi İK yoldaş ve grubunun imhasında jandarmaya yol gösteren kişidir. Her ne kadar Muzaffer Oruçoğlu'nun belirttiği üzere sonradan kendisi grubun kalanına kaçmaları için yol gösterse de, bunu gerçekten Oruçoğlu'nun söylediği gibi jandarmaya zorla rehberlik ettiğinden mi,[4] yoksa suçluluk psikolojisiyle mi yaptığını bilemiyoruz. Her halükarda Hüseyin Güngör, istese de istemese de suçun faillerindir, tıpkı Nurhak katliamında idam edilen ihbarcı muhtar Mustafa Mordeniz'e bilgiyi veren diğer muhtar gibi. Bu yüzden biz, suçun büyüklüğü de göz önüne alındığında büyük bir tarihsel hata yapılmadığı düşüncesindeyiz. İK yoldaşın yakalanmasının faillerine yapılan diğer iki infaz eylemine dair yayınlanan bildirileri de bir sorun olmadığı takdirde blog'da yayınlayacağız.

Birkaç söz etmek gerektiğini düşünüyoruz. Fark edildiği üzere blog, uzun bir süredir inaktif. Blog'un inaktif kalışından dolayı özür dileriz. Kuşkusuz bu süreçte birçok yenilik oldu, birçok yeni ve değerlendirmeye hazır materyal hem özel olarak, hem de kamuoyuna açık şekilde ortaya çıktı. Özellikle ikincisi önemlidir zira bu blog'un da varlık gerekçesi biraz sarsılmıştır, zira birçok kaynak ilk elden, bizim aktarmamıza ihtiyaç duymamaksızın artık açık. Yine de, elimizden geldiğince üretmeye çalışacağız, sadece (periyot aralığından da görüldüğü gibi) eskisi gibi aktif olamayacağız.

Mayıs ayındayız. Bu sene, İK yoldaşın alçakça katlinin 49. senesi, gelecek sene 50.'si olacak. Eğer planlarımızda sorun olmazsa, umuyoruz ki 50. seneye İK yoldaş için bir yazı dizi düzenleyeceğiz. Dileriz bu dizi yetişir ve ilgi çekici bulunur.

Daha fazla söz sarf etmeye gerek görmüyor ve bildiriyi (ilişiğinde fotokopisi basılan kupürle birlikte) sunuyoruz.

İbo'dan Demirdağ'a – Tarihimizden Öğreniyoruz
2022.05.03.

[2] "GÜN IŞIĞINDA | «ÖLÜM KARARI»". Kabaklı, Ahmet. Tercüman. 16 Haziran 1978. Sayfa: 2.
[3] "tırmık | Kabaklı «kabak» gibi açığa çıktı". Engin, Aydın. Politika. 19 Haziran 1978. Sayfa: 5.
[4] Oruçoğlu çeşitli yerlerde bu konuya değinir, biz kısaca bir alıntı yapmakla yetineceğiz ("Kaypakkaya'nın Can Yoldaşı Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor: Zavot'tan Vartinik'e". Oruçoğlu, Muzaffer.; Ekinci, İbrahim. Ayrıntı Yayınları. 1. Baskı, Ekim 2016. ISBN: 978-605-314-132-7. Sayfa: 77.):
"- Siz ne yaptınız?
— Biz uçurum dibine inince buz kırıldı ve suyun içinde bulduk kendimizi. Benim bacağım burkuldu ve şişti. Tek bacakla kendimi sürükleye sürükleye derenin içinde 1.5 saat kadar kaldık. Bomba attılar ama dereye inemediler. Çıkıp dağa tırmandık. İhbarcı bize yol gösterdi. “Buradan gidin” dedi. Yeryüzünü saran beyaz kefeni, donmuş karı, kuşku, korku, umut ve ışık zerrecikleri sardı bir anda.
- Askeri mağaraya getiren ihbarcı mı?
— Evet, Hüseyin! Kendisini tanıyoruz, evinde oturup yemek yemiş, yol azığı almışız. Askerin zoruyla askerin önüne geçtiğini sonradan öğrendik. Aynı Hüseyin sonradan bize yol gösterdi, “Şu tarafa gitmeyin, şu keçi yolunu izleyin. Keçilerin izinden çıkmayın” dedi. Onun gösterdiği güzergâhı izleyerek dağı tırmanmaya başladık, diğer tarafta asker vardı. Bize gösterdiği yoldan giderek kurtulduk. Bu ihbarcı İbo'yu kırma tüfeğiyle vuruyor ve aynı gün bize doğru yolu gösteriyor! “Sürüler halinde keçiler geçmiş, ayak izleriniz belli olmaz” diyor. Dağın doruğuna vardığımızda sabah güneşi çıkmıştı, bir kayanın üzerinde çoraplarımızı çıkardık, oturduk biraz güneşlendik. Oradan Vartinik'e baktık. Yeni askerler gelmişti, evin içine girip çıkıyor ve çevreyi inceliyordu. Dağı indik, Gini'ye geldik. (...)"

Oysa ki bildiride bildirildiği üzere Hüseyin Güngör, ajanlık faaliyetlerine devam etmiştir. Bu araştırılması gereken bir husustur.

***


Bildirinin basılan fotokopisi.

ÖLÜM KARARI
MAHKEME       : TKP/ML HALK MAHKEMESİ
ADI SOYADI     : HÜSEYİN GÜNGÖR
MESLEĞİ          : AJAN
SUÇ TARİHİ     : 24 OCAK 1973
SUÇ YERİ         : MİRİK MEZRASI
SUÇU                : TÜRKİYE DEVRİMİNİN ÖNDERİ İBRAHİM KAYPAKKAYA VE YOLDAŞLARINI HAKİM SINIFLARA GAMMAZLATMA VE İBRAHİM KAYPAKKAYA'YI YARALI OLARAK YAKALATMA.
BU DURUM     :
A) DEVRİMCİ MÜCADELENİN DARBE YEMESİNE, PARTİ ÇALIŞMASININ ENGELLENMESİ VE ORTAYA ÇIKMASINA,
B) PARTİMİZİN ÖNDERLİĞİNE VE DOLAYISIYLA HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN YENİLMESİ, DAĞILMASINA,
C) HAKİM SINIFLARIN GENEL OLARAK EMEKÇİ HALK YIĞINLARINI ÖZEL OLARAK BÖLGE HALKI ÜZERİNDE TERÖR ESTİRMELERİNE,
D) BİR BÜTÜN OLARAK HALKIN GELİŞEN MÜCADELESİNİ ENGELLEMEYE HALKIMIZIN ÖNDERİ PARTİMİZİN DAĞILMASINA, PARTİMİZİN ÖNDERİ İBRAHİM KAYPAKKAYANIN YAKALANMASINA NEDEN OLMUŞTUR.
YUKARIDA MESLEĞİ VE SUÇU YAZILI HÜSEYİN GÜNGÖRÜN YARGILANMASI NETİCESİNDE TKP/ML HALK MAHKEMESİ ÖLÜM CEZASINI OY BİRLİĞİYLE KABUL ETMİŞTİR.
BU KARAR 8 EYLÜL 1977 TARİHİNDE ALINMIŞ, 28 EYLÜL 1977 TARİHİNDE TKP/ML'İN ASKERİ KOLU TİKKO'NUN SEYYAR GERİLLALARI TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR. HALKIMIZA DUYRULUR. 
EMEKÇİLER!
HÜSEYİN GÜNGÖR, PATRON-AĞA DEVLETİNİN PARALI BİR AJANIDIR VE TÜRKİYE DEVRİMİNİN ÖNÜNDE BİR ENGELDİ.
O, KENDİ ÇOCUKLARININ DAHİ GELECEĞİNİ SATARAK YAŞIYORDU.
O, İBRAHİM KAYPAKKAYAYI YAKALAYIP HAKİM SINIFLARDAN MÜKAFAT ALDI. VE BU GÜNE KADAR AYNI MESLEĞİNİ EKSİKSİZ SÜRDÜRDÜ.
O, ÖLÜMÜ HAK ETTİ, ÇÜNKÜ KENDİ KİŞİSEL ÇIKARI İÇİN EMEKÇİ HALK YIĞINLARINI EZEN, SÖMÜREN KOMPRADOR PATRON-AĞA DEVLETİNE YARDIMCI OLUYORDU.
PARTİMİZ HALK DÜŞMANI AJANLARI CEZALANDIRACAĞINI VE BÜTÜN KOMPRADOR PATRON-AĞA DEVLETİNE UŞAKLIK YAPAN BÜTÜN AJANLARDAN HESAP SORACAĞINI HALKIMIZA DUYURUR.
İŞÇİLER, KÖYLÜLER, TÜM YURTSEVER DEVRİMCİLER; HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIK VE HALK DEMOKRASİSİNİN ÖNDERİ TKP/ML SAFLARINDA BİRLEŞİN!

KAHROLSUN PATRON-AĞA DEVLETİ!
KAHROLSUN EMPERYALİZM-SOSYAL EMPERYALİZM!
BÜTÜN AJANLARA ÖLÜM!
YAŞASIN HALK SAVAŞI!
YAŞASIN TKP/ML, TİKKO, TMLGB

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ
MARKSİST - LENİNİST

TKP/ML